Aşk değil aşk değil

Aynı evde yaşayıp birbirine yabancılaşan milyonlarca insan, 'ilişki sürsün' diye yıllarca kendi hayatını erteliyor. Oysa gerçek sevgi; korkuyla susmakta değil, kırmadan konuşabilmekte, birlikte büyüyebilmekte ve gerektiğinde yeniden başlamayı göze alabilmekte saklı

Yanlış kişiyle olmak, dışarıdan bakıldığında hiç de yalnızlık gibi görünmez. Komşular "Ne güzel, uyumlu çift" der, akrabalar "Allah tamamına erdirsin" diye dua eder, fotoğraflarda gülücükler eksik olmaz. Ama içeride işler farklıdır. Sabah uyanırsın, yanındaki varlığın seni huzurlandırmak yerine içini daraltır. "Günaydın" kelimesi bile zor çıkar ağızdan. Konuşmalar zamanla "Ne yedin, ne yaptın, fatura ödendi mi" seviyesine iner. Derin bir bakış, "Senin derdini anlıyorum" hissi, ortak bir heyecan kalmaz.
Bu yalnızlık en sinsi olanıdır. Fiziksel yalnızlıkta en azından kapıyı kapatır, kendi kendine ağlarsın, umut beslersin: "Bir gün biri gelecek, her şey değişecek."
Ama yanlış kişiyle birlikteyken o umut da yavaş yavaş erir. Her geçen gün "Acaba bu mu kaderim" sorusu zihnine çöreklenir. Alışkanlık devreye girer. Korku devreye girer. "Ya ayrılırsam, daha kötüsü olursa!" düşüncesi insanı esir alır. Böylece yıllar akar, ömür geçer, insan kendi hayatının seyircisi haline gelir. Toplumumuzda bu durum oldukça yaygındır. Aile yapımız güçlü olduğu için "Ne olursa olsun devam etsin" anlayışı hakimdir.
Evlilik kutsal görülür, boşanma ise son çare olarak kabul edilir. Bu yaklaşım birçok kişiyi mutsuz bir birlikteliğe mahkum eder. Özellikleuzun yıllar süren ilişkilerde, alışkanlık sevginin yerini alır. İnsanlar "Sevgi bu kadar mıydı" diye sormaya başlar ama sormaktan da korkar. Çünkü cevap korkutucudur. Yanlış kişi, seni olduğun gibi kabul etmeyendir. Hobilerini küçümser, hayallerini 'gerçekçi değil' diye ezer, ailenle görüşmeni sorun yapar, suskunluğunu "Bana küstün mü!" diye baskıya çevirir. Zamanla ev yuva olmaktan çıkar, bir cezaevine döner. Kapılar kapanır, perdeler iner, dışarıdaki hayat devam ederken içeride sessiz bir savaş sürer. Bu savaşta en çok kaybeden kalptir. Kalp yorulur, güvensizleşir, kapanır.

DIŞARIDAN NORMAL, İÇERİDE FIRTINALAR...

Düşünün bir kere: Aynı yatakta yatıyorsunuz ama kilometrelerce uzaktasınız. Dokunmak bile soğuk gelir. Birlikte televizyon izlerken akıllar başka yerlerde dolaşır. Tatiller planlanır ama heyecan yaşanmaz. Bu durum uzun sürdükçe insan kendine yabancılaşır. "Ben kimim, ne istiyorum, bu hayatı neden yaşıyorum" soruları çoğalır. En büyük yalnızlık tam da budur: Yanında biri varken, aslında tamamen yalnız olmak. Toplumsal baskılar da cabası. Özellikle kadınlarda "aile dağılmasın" beklentisi ağırdır. Çocuklar için katlanmak, mahalle dedikodusu, "Ne derler" korkusu birçok kişiyi yerinde saydırır. Erkeklerde ise "Erkek adam evini geçindirir, boşanmaz" anlayışı vardır. Bu baskılar altında insanlar içten içe kurur, solar. Dışarıda normal görünürler ama içeride fırtınalar kopar.
Gerçek sevgi, filmlerdeki gibi anlık bir patlama değildir. İlk bakışta çarpılmak, kelebeklerin uçuşması, heyecan dalgaları güzel başlangıçlardır ama bunlar sevgi değildir. Bunlar kapıyı aralayan duygulardır. Gerçek sevgi, o kapıdan girildikten sonra, günlük hayatın içinde, zorlukların arasında kendini gösterir.
Kelebekler uçup gittikten sonra başlar. Heyecan azaldığında, rutin başladığında, "Her şey mükemmel değil"gerçeği ortaya çıktığında başlar. İşte o zaman "Ben seni olduğun gibi kabul ediyorum" diyebilmek, sevginin temelidir. Eksiklerine rağmen, hatalarına rağmen, zor günlerinde yanında olabilmek... Sevgi sadece sözde kalmaz. Davranışla, tutumla, küçük jestlerle beslenir sevgi... Sabah kalktığında suratı asık olan eşine kahvesini hazırlamak, yorgun geldiğinde "Otur, dinlen" demek, tartışırken "Ben haklıyım" yerine "Nasıl çözelim" diye sorabilmek... Bunlar sevginin günlük halleridir. Gerçek sevgi saygıyla başlar. Karşısındakini dinlemek, fikirlerine değer vermek, sınırlarını kabul etmek gerçek sevginin en temel göstergeleridir... Sevgi özgür bırakır, boğmaz. Geliştirir, küçültmez. Birlikte büyümeyi hedefler. Ortak hedefler, ortak mutluluklar, hatta ortak üzüntüler paylaşılır.

SEVGİ NEREDE BİTER

Sevgi aslında kolay kolay bitmez. Ama insanlar onu öldürebilir. Sürekli yalan, ihanet, küçümseme, şiddet, saygısızlık... Bunlar sevgiyi değil, güveni, umudu, bağlanmayı öldürür. "Artık sevmiyorum" demek kolaydır. Asıl zor olan "Seviyorum ama bu şekilde devam edemiyorum" diyebilmektir. Çünkü zehirli bir ilişkiyi sürdürmek, hem kendine hem karşındakine ihanettir. Gerçek sevgi sabır ister. Evet sabır ama elbette sonsuz sabır değil. Fedakarlık ister ama tek taraflı değil. İki taraf da vermeli, iki taraf da almalıdır. Dengesizlik başladığında sevgi zora girer. Bir taraf sürekli verir, diğer taraf sürekli alırsa o ilişki sevgiden uzaklaşır, bağımlılığa döner.

SOSYAL MEDYA, YALAN DÜNYA!

Sosyal medya platformları 'mükemmel ilişki' illüzyonu yaratır. Herkes en mutlu anlarını paylaşır, tartışmaları, gözyaşlarını, yalnızlıkları gizler. Bu yüzden de kişiler "Herhalde böyle oluyor" diye düşünerek yanlış ilişkilerde kalır. Oysa gerçek hayatta sevgi, ekranlardaki gibi değildir. Gerçek sevgi emek ister, çaba ister, zaman ister.
Evli çiftler arasında da benzer sorunlar görülür. Yıllar geçtikçe rutin ağır basar. İş, ev, çocuk, fatura... Sevgi ikinci plana düşer. Konuşmalar azalır, dokunuşlar azalır, anlayış azalır. İnsanlar aynı evde yaşarken ayrı dünyalarda yaşar hale gelir. Bu da en sinsi yalnızlıktır.
Para sıkıntıları, hastalıklar, işsizlik gibi zor dönemler ilişkileri test eder. Gerçek sevgi bu dönemlerde belli olur. Destek olmak, el ele tutmak, "birlikte aşarız" diyebilmek... Bunlar sevginin gücünü gösterir. Ama yanlış kişiyle birlikteysen bu dönemler dayanılmaz olur. Yalnızlık hissi katlanır. En önemli noktalardan biri budur: Yanlış kişiyle olmanın en büyük sebebi, önce kendinle barışık olmamaktır. Kendini tanımadan, değerini bilmeden, sınırlarını çizmeden girilen ilişkiler genellikle yanlış çıkar.