Gün içinde, kendimizi ne kadar doğru ifade ettiğimizi düşünsek de sık sık yanlış anlaşılabiliyoruz. Özenle seçilen kelimeler ve iyi niyetle kurulan cümleler, karşımızdaki kişinin zihninde bambaşka anlamlara dönüşebiliyor.
Oysa geçmişte insanlar, sorunları daha sakin ve dikkatli bir iletişimle çözmeye daha yatkındı. Haklı çıkmaktan çok anlaşılmayı önemser, farklı düşüncelere rağmen ortak bir zemin ararlardı. Bugün ise çoğu zaman bir konuşma sona erdiğinde bile yanlış anlaşılmalar devam ediyor.
Çünkü iletişim yalnızca söylenen sözlerden ibaret değildir. Aynı cümle; dinleyenin geçmişine, beklentilerine, önyargılarına ve ruh hâline göre farklı anlamlar kazanır. Bu da önemli bir gerçeği ortaya koyar: İnsan, söylediğinden sorumludur; ancak karşısındakinin ne anlayacağını her zaman kontrol edemez.
Duyulan her söz, dinleyenin iç dünyasında yeniden şekillenir. Kimi iyi niyet görür, kimi eleştiri duyar. Bu fark çoğu zaman anlatandan değil, algılayandan kaynaklanır.
Bu gerçek, insanı daha sert ya da umursamaz olmaya itmemelidir. Aksine, yanlış anlaşılma ihtimaline rağmen nezaketini koruyabilmek bir olgunluk göstergesidir. Çünkü nezaket, karşılık bekleyen bir davranış değil, kişinin karakteridir.
Bazen tüm çabalara rağmen anlatılan ile anlaşılan arasında büyük farklar oluşur. Her yanlış anlamayı düzeltmeye çalışmak ise mümkün değildir. Böyle anlarda yapılabilecek en doğru şey, niyetin temiz olduğundan emin olmak ve karşı tarafın yorumunun onun bakış açısını yansıttığını kabul etmektir.

29