Bazı günler vardır; hayat sanki bütün ağırlığını omuzlarımıza bırakmış gibi gelir. Sabah uyandığımız anda içimizde bir sıkıntı olur, nedenini tam koyamasak da kalbimiz daralır. Gün daha başlamadan yorulmuş hissederiz. Her şey üst üste geliyormuş, ne yapsak düzelmeyecekmiş gibi düşünürüz.
İşler yolunda gitmez, maddi sıkıntılar kapımızı çalar, beklemediğimiz haberler alırız ya da en sevdiklerimizin bir derdi bizi bizden alır. O anlarda dünya küçülür, umutlarımız daralır ve içimizde büyüyen o sessiz hüzün bütün benliğimizi sarar.
Bazen öyle anlar olur ki nefes almak bile zorlaşır. Sanki göğsümüzde görünmez bir yük vardır. İçimizdeki sıkıntı kelimelere dökülemez. Konuşmak isteriz ama anlatamayız. Anlatmaya çalışsak bile kimsenin bizi gerçekten anlamadığını düşünürüz.
Kalabalıkların içinde yalnız hissederiz kendimizi. İnsanların arasında yürürken bile sanki görünmez olmuşuz gibi gelir. Sesimizi duyan yoktur, derdimizi fark eden yoktur.
Geleceği düşündükçe korku büyür. "Ya hiç düzelmezse", "Ya hep böyle giderse" soruları zihnimizde dönüp durur. Umut etmek bile yorucu gelmeye başlar.
Zaman geçmez, saatler ağırlaşır. İnsan bazen kendi içinde kaybolur; neye üzüldüğünü, neden bu kadar yorulduğunu bile ayırt edemez hâle gelir. Sadece bitsin ister. Sadece geçsin ister. Sadece biraz hafiflesin ister.
Fakat hayatın unuttuğumuz bir gerçeği vardır: Hiçbir duygu sonsuza kadar sürmez. Ne acı kalıcıdır ne de karanlık. En sert fırtınalar bile bir gün diner. En koyu gecelerin bile sabahı vardır. Bunu çoğu zaman unuturuz çünkü acının içindeyken ışığı görmek zordur. Oysa ışık hep oradadır; sadece bulutların arkasında saklıdır.
Kendimize hatırlatmamız gereken şey şudur: Bugün yaşadığımız sıkıntılar, yarın geride kalacak birer hatıra olacak. Şu an bize ağır gelen yükler, zamanla hafifleyecek. Yaralar kapanacak, kalbimiz yeniden güçlenecek.
İnsan sandığından çok daha dayanıklıdır. Kırıldığını zanneder ama yeniden ayağa kalkar. Yorulduğunu düşünür ama yürümeye devam eder. Çünkü içinde, farkında olmadığı bir güç vardır.

4