Türk milleti olarak bir araya geldiğimizde, aynı duygularda buluştuğumuzda ve kalplerimiz aynı ritimde attığında ne kadar güçlü ve ne kadar güzel olduğumuzu bir kez daha fark ediyoruz. Birlik ve beraberliğin verdiği o sıcaklık, insanın içini ısıtan bir umut gibi yayılıyor her yere. Dini ve milli değerlerimize olan bağlılığımız, bizi birbirimize kenetleyen en sağlam bağdır. Bu değerleri hissettiğim her an, ülkeme ve milletime karşı tarifsiz bir gurur duyuyorum. Çünkü biz, zor zamanlarda bile paylaşmayı bilen, elindekini başkasıyla bölüşmekten çekinmeyen bir milletiz.
Ramazan ayının ilk günlerini yaşadığımız şu günlerde, bu birlik ruhu daha da belirginleşiyor. Ramazan sadece aç kalmak değil; sabretmeyi, şükretmeyi ve en önemlisi başkasını düşünmeyi öğretir insana. Sokaklarda, evlerde, camilerde hissedilen o manevi hava, kalpleri yumuşatıyor. İnsanlar birbirine daha anlayışlı, daha merhametli bakıyor. Sanki herkes aynı sofranın etrafında toplanmış büyük bir aile gibi oluyor.
Belediyelerin kurduğu iftar çadırlarında zengin-fakir, genç-yaşlı demeden herkes aynı masada buluşuyor. Aynı ekmeği bölüşüp aynı duaya "âmin" diyor. Tanımadığımız insanlar bir anda kardeşimiz oluveriyor. O sofralarda sadece yemek paylaşılmıyor; umut, sevgi ve dayanışma da paylaşılıyor. Çocuklarımız bu manzaraları gördükçe büyüyor, paylaşmanın ne demek olduğunu yaşayarak öğreniyor. İşte bu yüzden Ramazan'ın ruhu sadece bugünü değil, yarını da güzelleştiriyor. Gelecek nesillere bırakabileceğimiz en değerli miras da tam olarak bu: merhamet ve birlik duygusu.
İftar saatine dakikalar kala yaşanan küçük ama anlamı çok büyük anlar ise insanın yüreğine dokunuyor. Yolda olan birine orucunu açabilsin diye su ve hurma uzatan bir motokurye, metroda yanında hiçbir şeyi olmayan birine sandviçini ikiye bölüp veren bir teyze, "Suyun yok mu" deyip elindeki şişeyi tereddüt etmeden uzatan küçücük bir çocuk… Belki kimse görmüyor o anları, belki alkışlayan olmuyor ama işte gerçek iyilik tam da burada saklı. Gösterişsiz, sessiz ve tertemiz…

6