Bazı kurallar vardır; ne bir kitapta yazar ne de bir tabelada asılıdır. Kimse bize tek tek öğretmez onları. Okullarda dersi verilmez, sınavı yapılmaz. Ama yine de herkes bilir. Çünkü bu kurallar kanunlardan değil, vicdandan doğar. İnsan olmanın sessiz sözleşmesidir adeta.
Gerçek dünyada, yazılı olmayan ama hayatı ayakta tutan belli başlı ilkeler vardır. Bunlar, insanlığın temel taşlarıdır. Uymadığımızda sadece başkalarına değil, kendimize de zarar verdiğimiz kurallardır.
Öncelikle bir canlıya zarar vermemek… Belki de en basit görünen ama en çok ihlal edilen kural budur. Hayvanlara eziyet etmemek, onları bir eğlence aracı ya da değersiz varlıklar gibi görmemek gerekir. Çünkü acıyı hisseden her canlının yaşama hakkı vardır. Bir kedinin korkusu, bir kuşun çırpınışı, bir köpeğin sadakati bize şunu hatırlatır: Dünya sadece insanlara ait değildir. Biz bu gezegenin sahibi değil, misafiriyiz.
Aynı hassasiyet bitkiler ve doğa için de geçerlidir. Bir ağacı keserken sadece odun kesmeyiz; gölgesini, oksijenini, belki de yılların emeğini yok ederiz. Toprağı kirlettiğimizde sadece çevreyi değil, geleceğimizi kirletiriz. Oysa doğa bize cömerttir. Karşılık beklemeden verir: suyu, havayı, ekmeği, meyveyi… Bizden istediği tek şey saygıdır. Fakat çoğu zaman en çok ihmal ettiğimiz şey de budur.
Bir diğer önemli kural ise insana zarar vermemektir. Kulağa çok sıradan gelir ama belki de en zor olan budur. Çünkü zarar vermek sadece fiziksel değildir. Bir sözle kırmak, bir davranışla incitmek, görmezden gelmek, küçümsemek de yaralar açar. İnsan bazen tokattan değil, ilgisizlikten acı çeker. İşte bu yüzden empati kurmak, karşımızdakinin yerine kendimizi koymak, insan olmanın en temel gereğidir.

18