Bu ittifaklar, kabilelerin dışında kalan yabancılar, köleler ve kimsesizler için ise adaleti tesis etmiyordu. Yemenli bir tüccarın malına Kureyş'in ileri gelenlerinden Âs b. Vâil tarafından el konulması Mekke'de yeni bir hareketin doğmasına sebep oldu.
Abdullah bin Cüd'ân'ın evindetoplanan bazı kabile liderleri ve şehrin ileri gelenleri aralarında ahitleşerek tarihe"Hilfü'l-fudûl"olarak geçecek şu sözü verdiler:"Denizde bir yün parçasını ıslatacak kadar su kaldığı sürece zalime karşı mazlumun yanında olacağız."Artık Mekke'de yerli veya yabancı birine zulüm yapıldığında, -zalim kim olursa olsun- mazluma hakkı geri alınıncaya kadar yardım edilecekti.O toplantıya henüz yirmili yaşlarında olanPeygamber Efendimiz (sav)de katılmıştı. Rivayetlere göre Hz. Peygamber yıllar sonra bu ittifakı överek şöyle demiştir:"Abdullah bin Cüd'ân'ın evinde amcalarımla öyle bir anlaşmaya katıldım ki, benim gözümde kızıl tüylü bir deve sürüsünden daha sevimlidir. O anlaşmaya şimdi de çağrılsam yine icabet ederim."Mekke'nin sosyal yapısı yalnızca ittifak bloklarından oluşmuyordu. Soy hiyerarşisinin dışında kalan insanlar toplumun en kırılgan kesimini oluşturuyordu. İslam'ın ilk yıllarında Peygamber'in çağrısına ilk karşılık verenlerin bu kesimden çıkması tesadüf değildi. Çünkü İslamiyet, insanları soylarına göre değerlendirmiyordu.Allah Resulu'nün hayatına dair stratejik ve siyasi okuma imkanı sunanWadah Khanfar'ın, İlk Baharisimli kitabında bu ittifaklar ayrıntılı biçimde ele alınır.İbn Hişam'ın Hz. Peygamber'in Hayatı, Muhammed Hamidullah'ın İslam Peygamberive İslam Ansiklopedisi'nin ilgili maddelerindeHilfü'l-fudûlhenüz bir devlet otoritesinin olmadığı Mekke'de adalet mekanizmasını sağlayanvicdan hareketiolarak anlatılır.Ebu Cehil gibi zalimlerin önlerine adalet duvarları ören"Erdemliler İttifakı", mevcut dünya düzeninin sıkışmışlığı karşısında, 15 asır sonrasına bir"İnsanlık İttifakı" modeli sunuyor.Bugünün dünyasına baktığımızda7 Ekim'den beri Gazze'de yaşanan soykırım, Venezuela'da ülke liderinin evinden kaçırılması veİran'a açılan savaş, çağın zalimlerine karşı; milletler ve dinler üstü birittifak arayışınınkaçınılmaz olduğunu gösteriyor.2026 yılı, 2.Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası kurumların ve devlet otoritesinin kökünden sarsıldığı dönemi de içinde barındırıyor.ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarısadece bölgesel bir savaşın kapısını aralamadı, uluslararası hukukun sınırlarını sorgulamanın da ötesine geçirdi. Çünkü"korsanlık"bir kez daha meşru yönetim biçimine dönüştürülüyor.Küresel siyasetin, tıpkı Mekke örneğinde olduğu gibi iki hattın çekişmesine sahne olması kaçınılmaz. Bir tarafta
4