Yıkımdan devlete, kaostan nizama: İsrail'in büyük korkusu

Yanı başımızda bir devlet, ağır yıkıntıların, dumanı tüten enkazların arasından yeniden doğuyor. Suriye'den söz ediyorum. Sadece bir komşu ülke değil, her yönüyle canlı, acı verici, öğretici bir tarih ve sosyoloji laboratuvarı gibi önümüzde duruyor.

Suriye'yi devrimden çok önce, sınır güvenliği, terör başlıkları, akrabalık bağlarımız ve insani yardımlar parantezinde konuşurduk. 2011 yılından sonra ise devrimin bütün sancılarını anbean hissettik. İç savaşı, göçü ve insani krizleri yalnızca televizyon ekranlarından izleyerek değil, yurtlarını terk etmek zorunda kalan masum sivilleri şehirlerimizde misafir ederek, ekmeğimizi bölüşerek, bizzat şahitlik ederek yaşadık.

Ancak devrimden sonraki son iki yıldır, artık başka ve çok daha derin bir sorunun etrafında dönüyoruz: "Suriye nasıl bir devlet olarak yeniden kurulacak"

Gelinen aşama elbette Suriye'nin kendi iç meselesini çoktan aşmış durumda. Başta ülkemiz olmak üzere, bütün coğrafyayı doğrudan ilgilendiren, fiziki sınırların yeniden çizildiği değilse de zihinlerin ve nüfuz alanlarının yeniden tanımlandığı bir eşikteyiz.

***

KRİTİK RAPOR: BİR DEVLET NASIL KURULURBugün önümde, dün kamuoyu ile paylaşılan, ezber bozan öngörüler, teklifler ve çözümler ortaya koyan kapsamlı bir çalışma; "Suriye Raporu" duruyor.

Cihannüma Derneği, İHH ve Dijital Hafıza Derneği'nin, Kasım-Aralık 2025 tarihlerinde sahaya inerek, iki farklı uzman ekiple hazırladığı bu rapor, durum tespitlerinin ötesinde, Suriye Arap Cumhuriyeti özelinde ancak Türkiye'ye de yeni ödevler yüklenen; geniş kapsamlı kısa ve uzun vadeli yol haritası çiziyor.

Raporu birkaç gün önce temin etsem de Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen yoğun katılımlı programı takip ettim. Sunumda şunu bir kez daha fark ettim: Türkiye'nin sivil toplum tecrübesi de insani yardım çalışmalarının ötesine geçen bir birikim ortaya koyuyor.

Rapora geçecek olursak: Tarihten hukuka, eğitimden mimariye, sağlıktan uluslararası ilişkilere kadar 15 farklı disiplinde, 100'e yakın akademisyenin emeğiyle ortaya çıkmış; adeletli, hakkaniyetli, tarihini reddetmeyen, acılarından dersler çıkarmış, halkını kucaklayan, dengeleri bilen, coğrafyasını yaşayan ve geleceği öngören; "bir devleti yeniden kurgulama" rehberi adeta. Toplam 65 metne dayanan ve Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak hazırlanan bu çalışma, Suriye için somut adımlar atılması gerektiğini çok somut verilerle ortaya koyuyor.

Raporun gördüğüm bazı çarpıcı cümleleri aktararak detaylarına gireceğim. Takdim yazısında Cihannüma Derneği Başkanı Selim Cerrah'ın şu sözlerini altını çizdim: "Türkiye ve İslâm dünyası Suriye meselesini sadece yıkılmış bir ülkeyi yardım kampanyaları ile ihya ve inşa etmek olarak görmemelidir. Batının ve zihnen batıyla entegre şekilde zulüm mekanizmaları kuran doğudaki bazı devletlerin kötülükleri daima hatırda tutularak işler yapılmalıdır."

Cerrah'ın "İslâm milletinin kurtuluşu tevhit inancının toplumsal yansıması olan vahdet şuuruna dayatmaktadır" şekkindeki sözlerini tamamlayan vurguyu ise bir diğer takdim yazısında İHH Başkanı Bülent Yıldırım yapıyor: "Suriye meselesi, Allah için cehdeden birlik içinde olan Müslümanların dengelerin değiştiğini göstermektedir."

Yıldırım, programda yaptığı konuşmada dengelerin daha nasıl değişeceğine ise şöyle işaret etti: "Tarihe döndük. Beş milyondan fazla Suriyeli Türkçe öğrendi. Çok sayıda Türk Arapça öğrendi. İlk adalet kavgasını Suriye'de kazandık. Şam, Kıbrıs, Mısır, Lübnan, Irak, Türkiye ve sonunda da İran'da yaşayanlar da bu katardaki yerlerini alacaklar."

Programa; İstanbul Valisi Davut Gül, İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım, Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, İHH İnsani Yardım Vakfı Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Hüseyin Oruç, Filistin'e Destek Platformu Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, İHH Genel Sekreteri Ahmet Göksun, Dijital Hafıza Derneği Başkanı İzzet Şahin, Cihannüma Derneği Başkanı Selim Cerrah ile çok sayıda akademisyen, sivil toplum temsilcisi ve davetli katıldı.

***

BETONLA, YOLLARLA SINIRLI KALAMAZ

Ama önce Suriye'nin hal yoluna koyulması gerekiyor.

Raporun ruhuna sinen en önemli vurgulardan birini yine İHH Başkanı Bülent Yıldırım'ın şu ifadelerinde saklı: "Yeniden inşa süreci yalnızca betonla, yollarla ve binalarla sınırlı kalamaz. Asıl onarılması gereken şey, güven duygusu, adalet algısı ve birlikte yaşama iradesidir."

Gerçekten de Suriye, ümmetin yaralı hafızası. Yıllarca Esed rejiminin zulmü altında adaletin geciktiği ama asla unutulmadığı bir imtihan sahasıdır. Bugün gelinen noktada, fiziksel yıkımı onarmak işin belki de en kolay kısmı. Zor olan, darmadağın edilmiş toplumsal dokuyu, mezhepsel ve etnik fay hatlarını kaşıyanlara inat, yeniden bir arada yaşama kültürünü oluşturmak olacak.

Cihannüma Derneği Başkanı Selim Cerrah'ın takdim yazısındaki şu uyarısı ise stratejik bir uyarı: "Suriye'nin geleceği, sahada agresif şekilde iş kovalayan Batılı devletlerin ve onların taşıyıcı gücü olan çok uluslu şirketlerin insafına terk edilmemelidir."

Bu tespit, Suriye'nin yeniden inşasının sadece bir müteahhitlik hizmeti olmadığını, aynı zamanda bir medeniyet tasavvuru ve bağımsızlık mücadelesi olduğunu gösteriyor.


***

GÜÇLÜ SURİYE, İRAN'IN DA GÜVENLİĞİNİ SAĞLAR

Raporda yer alan sosyolojik veriler, sahadaki gerçekleri önümüze yalın olarak koyuyor. 2011'den bu yana 1 milyon insanın hayatını kaybettiği, 14 milyona yakın insanın yerinden edildiği bir tablodan bahsediyoruz. Suriye toplumunun yaklaşık yüzde 85'i Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat anlayışına mensup. Baskı döneminin bitmesiyle birlikte toplumsal dayanışmada belirgin bir canlanma gözlemleniyor.

Fakat bir süredir yakında takip ettiğimiz Dürziler ve PYD kontrolündeki bölgelerdeki gerilim, bir kırılma riskini de gösteriyor. Raporda da özellikle İsrail'in ve küresel güçlerin, azınlık gruplarını stratejik bir araç olarak kullanma alışkanlığına dikkat çekiliyor. Dürzilerin dış müdahalelerle kışkırtılması veya PYD/SDG gibi yapıların Kürt kimliğini araçsallaştırarak terör koridoru oluşturma çabası, yeniden inşanın önündeki en büyük mayınlar.

Tam bu noktada "İsrail Faktörü" devreye giriyor. Rapordaki analizlere göre İsrail, Suriye'de tam bir istikrar veya Türkiye ile entegre olmuş güçlü bir yönetim istemiyor. Onların tercihi "kontrollü kaos." Çünkü istikrarsız bir Suriye, Golan Tepeleri işgalini unutturuyor ve İsrail'in "güvenlik" bahanesiyle bölgeyi bombalamasına meşruiyet sağlıyor.