***
LİDERLERİN TASFİYESİ VE DEVLETLERİN ÇÖKÜŞÜÇünkü liderler ortadan kaldırıldığında devletlerin karar mekanizması da çökertilmiş oluyor. Beraberinde direnmesi gereken (beklenen) toplumda çözülme başlar. Nihayetinde dış müdahale ile eş zamanlı; "içeriden dağılma süreci" tetiklenmiş olur.
Hatırlamak gerekirse...
Irak'ın işgali ve Saddam Hüseyin'in devrilme süreci böyle ilerledi. Önce uluslararası kamuoyunda, CNN ve BBC öncülüğünde "diktatör" imajı meşrulaştırıldı, ardından askeri çıkarma geldi. Sonuç ne oldu Saddam bir Kurban Bayramı sabahı (2006) canlı yayında idam edildi. Devlet çöktü, mezhep fay hatları harekete geçirildi ve ülke fiilen üçe bölündü. Irak, üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen hâlâ toparlanabilmiş değil.
Libya'da Muammer Kaddafi'ye yönelik operasyonda da benzer bir seyir izlendi. Arap Baharı'nın tetiklemesi ile ülkenin lideri, 2011'de isyancılar tarafından linç edilerek öldürüldü. Libya kelimenin tam anlamıyla kaosa terk edildi. Güçlü bir devlet yapısı inşa edilemediği gibi, Türkiye'nin işleri yoluna sokma hamleleri de sabote edildi. Libya yıllardır birbirleriyle çatışan milis güçlerin ve dış aktörlerin müdahalesine açık ülke olarak var olma çabası gösteriyor.
Suriye'de ise farklı bir yöntem denendi. Devrim yıllarca engellendi. Çıkarlara hizmet eden Esed yıllarca Şam'da korundu, kollandı. Bu arada ülke etnik parçalara bölündü. Kuzeyde başka bir yapı, doğuda başka bir denklem, güneyde farklı bir hesap güdüldü. Suriye, 2024 Aralık ayındaki devrime kadar yıllarca devlet olma gücünü yitirdi, başka ülkelere yük edildi.
***
DENGE BOZUCU AKTÖR: TÜRKİYEBu örneklerin ortak noktası ne Devletlerin "en tepesi" hedef alındı ve toplumsal irade zayıflatıldı. İran'a yönelik son saldırılar da bu bağlamdan bağımsız değil. Üst düzey askeri komutanların ve dini liderliğin hedef alınması, fiziki savaşın yanı sıra psikolojik harp unsuru da taşıyor. Ancak anlaşılıyor ki hedef yalnızca İran değil. Amerika ve İsrail'in rejim değişikliğini hedeflediği aşikar. İran'da olası yeni rejim İsrail'in "sınırlarımıza dayanacağı" anlamına gelir.
Amerikan ve İsrail merkezli bazı düşünce kuruluşlarında ve medyada, Türkiye'nin "işaret" edildiği analizler yapılmaya başlandı. Türkiye'nin özellikle son on beş yılda attığı adımlar, savunma sanayiinde dışa bağımlılığı azaltma çabası, Suriye ve Libya'da inisiyatif alması, Karabağ sürecinde Azerbaycan'a verdiği destek, Doğu Akdeniz'deki kararlılığı ve Filistin meselesindeki net tutumu düşmanlarımız kadar "dost bildiklerimizi" de rahatsız ediyor.
İşte o analizlerde; ülkemiz sadece bölgesel bir aktör değil kendileri için "denge bozucu aktör" tanımlaması ile anılıyor. "İran'dan sonra sırada Türkiye olmalı" diyen marjinal gibi görünen ama etki alanı güçlü çevrelerin sistematik çıkışlarını göz ardı edemeyiz. Bu tehdit söylemleri şimdilik sosyal medyada dolaşıyor olabilir, ancak çok yakın geçmişte de gördüğümüz gibi, müdahalelerin önce fikir olarak tartışıldığını biliyoruz.
***
ARZ-I MEVUD'A KARŞI İÇ CEPHE TAHKİMATIİran saldırılarından hemen önce Amerika'nın İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee tarafından yeniden gündeme getirilen "Arz-ı Mevud" tartışması var bir de. Bu referansın Siyonistlerin en temel motivasyonu olduğunu artık kabul edelim. Çünkü coğrafyamızda sınırlar, İsrail'in psikopatlığa varan inancı üzerinden tasarlanmak isteniyor. Türkiye de bu denklemde, yine Siyonizmi besleyen teorisyenlere göre "aşılması en zorlu engel" olarak görülüyor.
Yazılanlar, çizilenler, söylenenler "deli saçması" değil. Bundan sonraki hedefin ülkemiz olduğu aşikâr. "Amerika, Türkiye'ye saldırmaz" diyenler var. Trump dönemi için böyle bir "garanti" konuşulabilir mi, soru işareti. Ya sonrası
Güçlü devleti, güçlü ordu, güçlü ekonomi ve "güçlü liderlik" oluşturur. Ancak bütün bunların üzerinde bir güç daha var: O da "halk iradesi"dir. 15 Temmuz gecesi yaşananlar bize şunu göstermişti: Devlet refleksi, milletin sokaklara inmesiyle tamamlandı. Darbecileri başarısızlığa uğratan; suikast düzenlemeye çalıştıkları "

9