(Kurban Bayramı sabahı zihnimizi bu acı gerçeklerle yormak istemezdimancak gelecek bayramları özgür Filistin topraklarında kutlamak için yaşanan bu tarihi kırılmayı görmek ve bu bilinci büyütmek zorundayız.)
Sumud Filosu'nun en sarsıcı ve kalıcı etkilerinden biri tam olarak burada ortaya çıkıyor: Avrupa kamuoyu İsrail'i, artık kendi vatandaşlarının bedenlerindeki işkence izleri ve sarsılan psikolojileri üzerinden okumaya başlayacak.İstanbul'da havalimanında karşılaştığım Sumud gönüllülerinin hemen hepsi derin bir şok içerisindeydi. Lakin anlattıklarının en dikkat çekici yönü, hiçbirinin kendi yaşadığı eziyeti öne çıkarmamasıydı. Tam tersine hepsi şu aynı gerçeği haykırıyordu: "Bizim yaşadıklarımız, Filistinlilerin her gün maruz kaldığı vahşetin yanında hiçbir şey."
Sumud'un açtığı yol, bu büyük farkındalıkla genişleyecek. Çünkü Avrupa toplumları, yaklaşık bir asırdır Filistin halkının feryat ettiği acıları ya görmezden geldi ya küçümsedi ya da Siyonizmin algı endüstrisi tarafından üretilen "terör" söylemleri içinde geçiştirdi. Dahası, Filistinlilerin köylerinden sürülmesini, evlerinin gasp edilmesini, keyfi tutuklamaları, açlığı ve sivil ölümleri büyük ölçüde Arap-İsrail çatışmasının "kaçınılmaz bir sonucu" olarak okuyorlardı.Şimdi ise müreffeh Avrupa kentlerinden yola koyulan siviller, birkaç günlüğüne de olsa tam anlamıyla "Filistinli muamelesi" gördüler. Dönüş itibariyle de kendi kendilerine yüksek sesle şu can alıcı soruyu sormaya başladılar: "Eğer dünyanın gözü önünde, birkaç gün içinde bize bunları yapabiliyorlarsa, bu barbarlar Filistin halkına yüz yıldır daha neler yapıyor olabilirler"Itamar Ben-Gvir'in zihniyetine yansıyan nefretin, masum siviller üzerinde nasıl bir sistematik aşağılamaya, işkenceye, aç bırakmaya ve insanlık dışı muameleye dönüştüğünü haberlerden değil, kendi bedenlerinden öğrenen Avrupalı eylemciler için bundan sonra hayat çok farklı olacak.Havalimanı peronlarında yankılanan ve her biri suç duyurusu niteliğindeki tanıklıklar, bu barbarlığın boyutunu gözler önüne seriyor. 21 yaşındaki Hollandalı tarih öğrencisi Jesse van Schaik, uluslararası sulardaki toplama kampı gemisinde yaşananları şöyle deşifre ediyor:"180 kişiyi 4 küçük konteynere hayvanlar gibi kapattılar. Soğukta kıyafetlerimizi aldılar. Bizi saçlarımızdan sürükleyip tekmelediler, ellerimizi ve ayaklarımızı kelepçeleyip fotoğraflarımızı çekerek güldüler. Hayatımda gördüğüm en sadist şey İsrail askeridir."Fransız gönüllü Laetitia Merle ve Avustralyalı Violet Coco ise işgalcilerin kadın eylemcilere yönelik haysiyet kırıcı muamelelerini, elle arama adı altında uygulanan cinsel saldırıları ve psikolojik baskıları anlatıyor. Merle,"Ben-Gvir'in önünde bizlerden 'Yaşasın İsrail' diye bağırmamızı istediler, reddettik. 'Özgür Filistin' dediğimde tokat yedim"diyerekaslında esaret altındaki şanlı direnişten küçük bir kesit sunuyor.
14