Sumud'un etkisi-2: Akdeniz kimin denizi

Savaş gemileri, insansız hava araçları, baskınlar ve sivilleri kaçırma operasyonlarına karşı İsrail'e "Dur!" diyecek kurumsal bir güç bulunmuyor.

Oysa Akdeniz'in karasuları, kıta sahanlıkları, münhasır ekonomik bölgeleri ve arama-kurtarma sahaları var. NATO güvenlik alanları, Avrupa Birliği deniz sınırları, enerji koridorları ve çok sayıda ülkenin askeri üsleri mevcut. Yani Akdeniz, onlarca devletin egemenlik iddiasının üst üste konulduğu dünyanın en hassas denizlerinden biri.

Normal şartlarda herhangi bir yapının, yüzlerce mil ötede başka ülkelerin sorumluluk alanlarına girerek askeri operasyon düzenlemesi uluslararası kriz sebebidir. Fakat bu süreçle birlikte başka bir gerçekle yüzleştik:

İsrail artık sadece işgal ettiği Filistin kıyılarını değil, Akdeniz'in tamamını kendi güvenlik alanı olarak gören barbarlıkla hareket ediyor.

Kıbrıs hattında yaşanan ikinci müdahale ise tabloyu daha da ağırlaştırdı. Türkiye'nin, KKTC'nin, Güney Kıbrıs'ın, Mısır'ın, İngiliz üslerinin, NATO'nun ve Doğu Akdeniz enerji denklemindeki bütün gerilim başlıklarının kesiştiği bir bölgede İsrail yine operasyonunu çekti, yine denizde fiili güç kullandı.

Küresel sistemin kurduğu yapıların ne denli pasivize edildiği Sumud'un "güncelleme testiyle" deşifre oldu.

Peki tüm bu tablo neyi değiştirecek

Birileri yaşananları "İsrail gücünü gösterdi, herkesi sindirdi" diye okuyabilir. Oysa boyalar döküldü. Avrupa'nın "uluslararası hukuk düzeni" söyleminin, birkaç sivil tekneyi bile koruyamayacak kadar zayıf olduğu, medeniyet, insan hakları ve "standartlar söyleminin" nasıl çöktüğü bütün dünya tarafından çıplak gözle görüldü.