Bu köşede üst üste sanal kumar batağının nasıl büyüdüğünü kaleme almıştım. Yazılardan sonra gelen mesajları okumaya ise yüreğim elvermedi. Hele bir ablanın yazdıkları… "Kardeşim polis ve iki yıldır sanal kumara bulaştı. Gözü hiçbir şeyi görmüyor. Devletimiz ve ülkemiz için milli güvenlik sorunu olduğunu düşünüyorum" diyordu.
Eşlerden, annelerden, kardeşlerden böyle onlarca mesaj aldım. Bir taraftan memlekette yasa dışı bahis ve kara para aklama operasyonları düzenleniyor. Ancak "sıradan oyuncuları" bu bataklıktan çekip alacak düzenlemeler yapılmıyor, etkili sanal bariyerler kurulmuyor. "Slot Makinesi" Google'da en fazla aranan kelimeler arasında. Gece yarıları, sabaha karşı cep telefonu ekranlarından ocaklar sönmeye devam ediyor.
Bunları karamsarlık olsun diye yazmıyorum. Konuşmamız gerekiyor. Feryatları, figanları duymalı ve duyurmalıyız. Anlaşılıyor ki toplumu içten içe yakıp küle çeviren bu yangının söndürülmesi için alevlerin görünmesi gerekiyor. Yoksa kimseler "Yangın var!" diye bağırmayacak!
İşte toplumu içten içe saran bu yangının haritasını görmek, dumanın kaynağına inmek için geçtiğimiz gün İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi'ndeydim. Enstitü Sosyal'in uzun süredir üzerinde çalıştığı "Türkiye'de Dijital Kumar" raporunun tanıtım toplantısını takip ettim.***
OKUMUŞLARIN SESSİZ ÇÖKÜŞÜSalona girerken zihnimde bilindik "bağımlılık" sunumları dinleyeceğim fikri vardı. Ancak duyduklarım, not defterime düştüğüm Doç. Dr. Adnan Veysel Ertemel'in şu cümlesi raporun ne kadar tafsilatlı olduğunu anlatmaya yetti: "Dünyada müşterisine 'kullanıcı' diyen sadece iki sektör var: Biri uyuşturucu tacirleri diğeri ise teknoloji üreticileri."O ablanın mesajında bahsettiği polis kardeşimizi ve binlerce genci esir alan şey, tam da bu "kullanıcı"olma hâli değil mi
Enstitü Sosyal'in araştırma raporuna geçecek olursak… Tamamı 221 sayfa. Kurumun internet sitesine yüklenmiş, dileyen inceleyebilir. Ben iki gündür matbusunu notlar alarak okuyorum. Çünkü bu raporda tek yazıda ifade edilemeyecek sosyal çöküntü verileri yer alıyor. Yazıda, sizlere dikkat çeken bulguları aktaracağım.
Misal, sanal kumarı genellikle "işsiz", "eğitimsiz" veya "toplumun kıyısında kalmış" insanların sorunu zannediliyor. Hatta sosyo-ekonomik analizlerle destekleyerek, "Toplumun alt kesimi zengin olma hayaliyle şans oyunlarına ve ardından da sanal kumara bulaşıyor" deniliyor. Yanılıyoruz!
Bu bakış açısı (bana göre toplumsal sorunların üzerini "örtme" biçimi) büyük yanılgıymış. Enstitü Sosyal'in sahadan, Yeşilay'ın bağımlılıkla mücadele kuruluşu YEDAM'ın kayıtlarından ve odak gruplardan topladığı veriler bu kalıplaşmış tespitleri yerle yeksan ediyor.Rapor, bağımlılık tedavisi görenlerin yüzde 86,7'sinin lise ve üniversite mezunu olduğunu söylüyor. Daha da vahimi, bu kişilerin yüzde 81'inin düzenli bir işi var. Yani karşımızdaki tehlike sadece sokak aralarındaki izbe mekanlarda, ruhsatsız oyun salonlarında değil; plazalarda, devlet dairelerinde, üniversite kampüslerinde, sıcak evlerin baş köşesinde. Eğitimli gençlerimiz, bu dijital bataklığı "kaldıraçlı işlem", "borsa" veya "coin" kılıfıyla meşrulaştırıyor. Kendilerini kandırıyorlar elbette, ta ki maaşları yattığı gün o reddedemeyecekleri "bonus" teklifi ekrana düşene kadar. Burada da yapay zeka araçları devreye giriyor. Maaş yattığı an "dürtmeler" başlıyor.***
TEFECİYE BORÇLANAN KADINLARRaporun sunumu yapan araştırmacı Nursen Tekgöz'ün paylaştığı veriler ise toplumdaki kırılmaların boyutunu gösterdi. Sanal kumar bağımlılığı sadece eşten dosttan borç almalar ve banka kredileriyle sınırlı kalmıyor. 'Tefecilik' gibi kriminal suç yapıları da artık okumuş, beyaz yakalı kesimin hayatına müdahale ediyor. Tekgöz, sahada karşılaştıkları 32 yaşında, iyi eğitimli, "beyaz yakalı" bir kadının, kumar kaynaklı borç batağından çıkabilmek için tefeci bulup, 100 gram altın karşılığında 400 gram borçlandığını anlattı. Neden Çünkü algılar parayı, emek ve alın teri olmaktan çıkarıp ekrandaki "sanal rakamlara" dönüştürmüş. Bu çöküşün sonu ise başka bir suça bulaşmak. Araştırmaya göre, kumar batağına düşenlerin yüzde 99'u bir şekilde şiddet sarmalına (aile içi veya dışsal) maruz kalıyor. Yani sanal kumar sadece cüzdanı değil, insan onurunu ve can güvenliğini de tefecilerin inisiyatifine terk ediyor.
***
BANKALAR DA "İŞİN" İÇİNDEDoç. Dr. Adnan Veysel Ertemel'in şu tespiti, olayın vahametini teknik olarak da ortaya koyuyor: "Dijital kumar bireysel bir tercih değil, dikkat, zaman ve davranış üzerine bilinçli kurulmuş bir tasarım sistemidir."
Karşımızda insan iradesini yenmek üzere kodlanmış yapay zeka destekli algoritmalar var. Bir yanda bağımlılıkla mücadele eden kurumlar, diğer yanda kendi mobil uygulamasının en görünür yerine "şans oyunları" sekmesini yerleştiren bankacılık sistemi... Bu çelişkiyi görmeden, dopamin döngüsüne hapsedilen gençleri suçlamak en kolayı.
***
YİRMİSİNDE BAŞLIYOR, 35'İNDE FARK EDİLİYOR Raporun en can yakıcı bulgularından biri de "kayıp yıllar" istatistiği. Gençler dijital kumara ortalama 20'li yaşların başında (üniversite çağında) başlıyor. Peki, kendileri ile yüzleşip ya da artık yakalanıp "tedaviye" ne zaman başvuruyorlar 30'lu yaşların ortasında.Aradaki o 10-15 yıl "sessiz yıkım" dönemi. Evlerin dağıldığı, borçların dağ gibi büyüdüğü, güvenin sıfırlandığı koskoca bir kayıp zaman. Sanal kumara saplanan kadınlarda durum daha da vahim. Onlar "damgalanma" korkusuyla gizli oynuyor, depresyondan kaçış olarak görüyor ve yardım istemeye çekiniyorlar. Bu yüzden istatistiklerde az görünüyorlar ama evlerin içindeki yıkım sanılandan büyük.

9