Özgürlük… Tuvalete bile gidemiyorsun!

Ersin Çelik
16.07.2025
5

Bu dördüncü yazı. Geçtiğimiz günlerde gösterilen İNSAN 3.0 isimli belgeselde anlatılanları alıntılayarak kâğıda dökmeye devam ediyorum.


Kahramanımız genç bir kız. Çocukluğunda cinsiyet kimlik karmaşası yaşamış, ameliyatla erkek olabileceğini düşünmüş. Önceki yazıda ağzından aktarmıştım.


Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hormon tedavisi sürecini başlatmış. Bir asistanla üç kez görüştükten sonra karşısına çıktığı profesör, eline raporu tutuşturup ilaçlara başlamasını söylemiş. Ne akademik kurul ne de diğer süreçler yerine getirilmeden, genç kızın asistan oluruyla biyolojik cinsiyetini terk etmesinin önü açılmış. Sonrası ise dönüşü olmayan bir yol. Göğüsleri aldırma ve rahim aldırma aşamaları. Ameliyat üstüne ameliyat. Yani kadınlığı yok etmek, cinsiyeti öldürmek demek bu!


Böyle yüzlerce vaka var. Düne kadar o hormon ilaçları eczanelerde reçetesiz satılıyordu. Açın YouTube'a bakın, kız ve erkek çocuklarına yol gösteren; cinsiyet baskılayıcı hormon ilaçlarının nasıl kullanılacağının videolarından geçilmiyor. O videoları kaldırtmak ise sanırım imkansız. Çünkü büyük bir sektörü besliyorlar.


***


Şimdi uçurumun kenarından dönen genç kızın anlattıklarına son bir kez daha kulak verelim:


"Instagram'da sürekli olarak takip ettiğim trans sayfaları vardı. Bu sayfalarda da 'değişim' 'cinsiyet değişim süreci danışmanlığı' adı altında bir işler yapıyorlar. Bir örgütler. Mesajlaştım kendileriyle. İşte, ailemi ikna edemediğimi, bu sürece girmek istediğimi söyledim.


Bunlar da tabii: 'Kardeşim hemen yardımcı oluruz. Ücretsiz. Nerede olduğunu söyle biz gelelim, biz konuşalım' dediler. Çok güzel. Tamam ben size adres veririm.' Çünkü babam var ve baba figürüne bunu söylemesi çok zor. Mesajlaşma bitti. Bittikten sonra kendi kendime diyorum ki: Ya bu adam benim için niye gelecek ki Ne amacı var yani Sonuçta ben onun kardeşi değilim, bir şeyi değilim. Sen niye oradan kalkıp dünyanın bir ucuna geliyorsun mesela


Bu süreçteki en büyük şansım ailemdi. Onların bana işlemek istediği konulardan, beni uzak tutmaya çalıştılar. Bana gerçekleri göstermek için çok çabaladılar. Ama bunu bağırarak, çağırarak, söverek, sayarak, döverek ya da ne bileyim işkence falan ederek değil yani. Çünkü sevgi iyileştirir, bunun farkındalardı.


Çocuklarınızla savaşmayın. Onlara kötü davranmayın, dövmeyin, sövmeyin, kırmayın, incitmeyin. Onları çünkü yanına çekmeye çalışan bir örgüt var, LGBT örgütü var. Sizin onları kazanmanızın tek yolu onları sevmek. Başka hiçbir şekilde kazanamazsınız.


Trans bireymiş gibi yaşarken sürekli olarak bir zorluk çekiyordum. Yani ortama uyamıyorsun, hiçbir ortama ait olamıyorsun. Ya dışarı çıktığında 'özgürlük' adı altında sizi işliyorlar, bizi işliyorlardı. Özgürlük adı altında yaptıkları şeyde tuvalete bile gidemiyorsun. İşte aslen ben hayatımın en güzel yıllarını zorluk içerisinde geçirdim. Göğüs korsesi takarak kendime işkence ettim. Ayağıma olmayan bir ayakkabıyı giyerek yürümeye çalıştım. Üstüme olmayan kıyafetlerle dışarı çıkmaya çalıştım. Bana ait olmayan bir sesi değiştirerek konuşmaya çalıştım. Küfrettim. Yani bunları hep kendime eziyet olarak yaptım. Böyle yaşamak hep bir yokuş çıkmak gibiydi.


Şu an trans birey değilim. Doğamın gerektirdiği şekilde, olabileceğim en özgür şekilde yaşıyorum ve çok mutluyum."


***


Ve son sahne... Sempatik, derin ve yeniden var olmanın, fıtratın vuslatı... O kız, bir zamanlar yok etmeye çalıştığı saçlarına kırmızı bir toka takıyor. Hatice Beyza Öztürk ile Samet Doğan'ın imza attığı İNSAN 3.0 belgeseli böyle sonlanıyor. O kadar sarsıntının üzerine böyle bir final gözleri dolduruyor. Lakin çıkaracak çok ders var. Anne-babalar, öğretmenler ayrı gençler ayrı gözlerle izlemeli.


***