Deniz Baykal, 2010 yılında CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa ederken "Bu bir kaset olayı değildir. Bir komplodur" demişti.
O gün için anlaşılmasa da sonraki yıllarda siyaseti, bürokrasiyi ele geçirmeye çalışan ve nihayetinde kanlı darbe girişiminde bulunan FETÖ'nün kumpaslarından biri olduğu mahkeme kararlarıyla belirlenen bu hadise, özel hayatın nasıl bir anda politik sonuçlar ürettiğini gösterdi. Böylesi "siyasi açıklar", CHP ile neredeyse eş zamanlı biçimde dönemin bir diğer muhalefet partisi MHP'ye yönelik ele geçirme girişimlerine kadar uzandı. Kaset skandalları üzerine o günlerde İngiliz Economist dergisi, "Seks skandallarında Türkiye birinci ligde" başlıklı bir analiz yayımlayarak, yaklaşan 12 Haziran seçimlerine olası etkilerini analiz etmişti. MHP'nin baraj altında kalması bekleniyordu. Fakat Devlet Bahçeli'nin kaset skandallarına karışan isimleri partiden göndermesi, "hesapları" bozdu ve seçimlerden oylarını yükselterek çıktı.CHP'de ise süreç sancılı ilerledi ve değişim liderle sınırlı kalmadı. Partinin kodlarıyla oynayan tasfiyelerin kapısı aralandı. İç çekişmeler, şaibeli kurultay tartışmaları, delege savaşları ve aday belirleme süreçleri CHP'yi giderek daha karmaşık ve tartışmalı bir gündeme hapsetti.Görülüyor ki siyasetçilerin özel hayatlarının iradi ve mali "gedikleri", sonraki yılları da etkileyen, CHP'nin bir süredir kendi içinde yaşadığı meşruiyet krizlerine neden oluyor.
Tek tek örnekleri saymanın bir anlamı yok. Çünkü kamuoyu yine kolay olana, yani magazin boyutuna odaklanıyor. Oysa ortada, partileri ve siyasetçileri aşan daha derin bir mesele var: Kamu gücüne sahip yöneticilerin zaafları, ülkemiz için milli güvenlik sorunları doğurabilir.Bugün tartıştığımız bazı olaylar da bu çerçevede ele alınmalı. Bir belediye başkanının, farklı bir şehirdeki bir otel odasında belediye çalışanı genç bir kadınla kalırken, rüşvet suçlaması kapsamında gözaltına alınmasını; politik hesaplaşma, "uçkur meselesi" veya "özel hayat hassasiyeti" tartışmasına sürüklemek buzdağını kamufle eder.Asıl konuşulması gereken, böylesi zafiyetlerin doğurabileceği kamusal sonuçlar olmalı. Tam burada, istihbarat örgütlerinin "etkili açık" olarak tanımladığı bir yöntemi göz ardı edemeyiz. Önce mahrem yaşamın kayıt altına alınmasıyla şantaj zemini oluşur. Ardından da karar vericinin gücü zayıflatılır. Son aşamada ise kamu kaynaklarına ilişkin kritik kararlara müdahale edilir. Karar vericilerin, otel odalarında, ihale dosyaları veya şantaj kayıtlarıyla teslim alınması ihtimalinden bahsediyoruz. Partisi, ideolojisi fark etmez, böyle bir siyasetçi; yönettiği şehri, liderini ve partisini örgütlerin, başka devletlerin çıkarlarına rehin edebilir. Hatta bağlantılı olarak ülkesine ciddi zararlar verebilir. Politikacıların zaafları istihbarat raporlarında yer aldığı kadar,
4