Garaj masallarından çok fazlası: Kör gecelerden kardan aydınlığa
Henüz 12-13 yaşlarında doğup büyüdüğü Sarıyer'de oyuncak uçaklar uçurmayla başlayan bir tutku, zamanla idealizme dönüşür. Çatılara düşen o kağıt uçaklar, komşuları kızdırıp, bezdirse de makinalar ve motorlar Karadeniz inadıyla yoğrulan küçük Özdemir'in hep ilgi alanındadır. Bozulmuş elektronik aletleri söküp parçalarından kendine radyo yapmaktan büyük keyif alır. Öyle ki on iki yaşlarında bu uğraşlarıyla ilgileneceği, alet edevatla dolu özel bir odası vardır. Başarılı bir talebedir ve Sarıyer'de lise olmadığından 1964 yılında, o da babası gibi İstanbul'un gözde okullarından Kabataş Erkek Lisesi'ne kaydolur.
Önceki gün Baykar'ın İstanbul Habiplerde'deki, 'Özdemir Bayraktar Milli Teknoloji Merkezi'nde gösterimi yapılan ve eş zamanlı olarak dijital platformlarda da ekranlara gelen "Özdemir Bayraktar | Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti" belgeseli bir süre sonra durdurup, yukarıdaki paragrafın ilk satırlarını düştüm hemen.
Türkiye'nin kaderine ortak olan o teknoloji üssündeki gösterime, sağlık sebeplerimden dolayı katılamasam da belgeseli evimde izleyebildim. Sadece bilgilendirici bir kronoloji sunmanın çok ötesine geçmiş, Bayraktar İHA ve SİHA'ların hikayesini, göklerden köklerine inerek, bizzat Özdemir Bey'in yaşamı üzerinden nakşetmiş. Belgeselde konuşan dostların ve tanıkların aktardığı hatıralar, her biri birer tarihsel vesika niteliğindeki şahitlikler gerçekten çok kıymetli. Bu arada hemen akabinde Özdemir Bey'in hayatını anlatan belgeselle aynı isimli fakat daha fazla detayların olduğu biyografi kitabını da okumaya koyuldum. İzlerken ve okurken notlarımı alarak bir yandan da yazmaya başladım.
O halde girişteki paragraftan, devam edelim…
***
DİNAMO SARGISINDAN TRAKTÖR FABRİKASINAKardeşi Salih Bayraktar anlatıyor: "Balıkçı bir ailenin çocuğuyuz. Babam balıkçılık yapıyordu. Ayvansaray'da balıkçı teknesi yaptırdı. 17 metre bir tekne. O günün şartlarında iyi bir tekne bu. Bunda da Volvo makinesi vardı. Bu makinelerde şarj dinamosu arızaları çıkmaya başladı. Özdemir abim de üniversite öğrencisi. Abim o dinamoları söktü, baktı, etti. Yani o günün şartlarında şarj dinamolarını Özdemir Bey sardı. Buradan da kendine bir harçlık sağladı."
Lise bitince İstanbul Üniversitesi Kimya bölümüne yazılır. Ancak bir yıl sonra tekrar imtihana girerek, "kablolarla olan bağını" yeniden kurmak için İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesine yazılır. İTÜ Makine Mühendisliği yıllarında, şarj dinamolarını sararak harçlığını çıkaran, yerli ve özgün parçalar üretmeye daha öğrencilik yıllarından başlayan bu azimli genç, 1972 yılında mezun olup askerliğini tamamladıktan sonra, İTÜ Motorlar Kürsüsünde görev yapan Prof. Dr. İsmail Hakkı Öz'den asistanlık teklifi alır. İki yıl süren bu asistanlık dönemi, onun yalnızca teknik bilgisini değil, mesleki karakterini de derinleştirdiği bir zaman olur. (s.44) 28 yaşında traktör fabrikası Burtrak'ın genel müdür yardımcılığına kadar yükselir, akabinde İstanbul Segman'da 1981 yılında genel müdür yardımcısı olarak göreve başlar. Fakat çocukluğundan beri peşini bırakmayan merak ile keşif duygusu mühendislikle birleşmiştir ve artık kendi yolunu tayin etmenin vakti gelmiştir: 1983 yılında, Bayrampaşa'da bir torna ve bir matkapla kurulan 'Özdemir Bayraktar' şahıs şirketi iki yıl sonra Baykar A.Ş.'ye dönüşür ve kısa sürede "titizlik" markası olur. Otomotiv yan sanayiine iş yapılır ve o zaman yurt dışından ithal edilen bazı kritik parçalar bu atölyede üretilir. İmalat dünyasında dolaşan "Baykarsa koy sepete" tabiri, Bayraktar'ın atölyesinden çıkan parçaların kalitesine olan güvenin sözlü kalite kontrol belgesi olur.
***
SİYASETTEN SAVUNMA SANAYİİNE KIRILMA ANI: FAZİLET PARTİSİ KAPATILIYORDoksanlı yıllara gelindiğinde, Bayrampaşa'daki atölyesinde işlerini artık bir düzene oturtan Özdemir Bayraktar, o meşhur çalışma disiplininden zerre ödün vermemektedir. Geceleri saat birleri, ikileri bulan yoğun mesaisi devam ederken, bir yandan da memleket ideali uğruna siyaset sahnesinde aktif rol alır. Genç siyasetçi Recep Tayyip Erdoğan yol arkadaşı, Prof. Dr. Necmettin Erbakan lideridir. Erbakan ile 1990'da tanıştıktan sonra Refah Partisi'ne resmen üye olur, İl Yönetim Kuruluna girer; İl Başkan Danışmanı, İl Müfettişi olur. Refah Partisi'nin ardından Fazilet Partisi'nde İl Müfettişliği gibi kritik görevler üstlenir.
Ancak o, siyaseti hiçbir zaman bir makam veya mevki hırsıyla yapmaz. Tek gayesi Allah rızasıdır; toplumda yanlış gördüğü ne varsa düzeltebilmek, elini taşın altına koyabilmek için mücadele eder. Teşkilatın en küçük probleminden en büyük projesine kadar her aşamada koşturur, en ince ayrıntıya kadar bizzat ilgilenerek gereğini yapar.
Fazilet Partisi'nin 2001 yılının haziran ayında kapatılmasıyla birlikte Özdemir Bayraktar, Gelenekçiler-Yenilikçiler ayrımında gelenekçiler safında yer alır. Fakat hem parti içindeki hem de Türk siyasetindeki kriz onun istediği şekilde çözülmez. Siyasetten fiilen çekilir. Aslında bu karar, memleketin kaderinin en keskin kırılmalarından biridir. Siyasi engellemelerle bir yol kapanırken, savunma sanayiindeki o büyük sıçramanın kapısı aralanır. Özdemir Bayraktar, "Biz durumdan vazife çıkardık" der ve bitmek bilmeyen enerjisini artık tamamen işine harcar, yani Türkiye'nin kaderini değiştirecek olan İHA ve SİHA teknolojilerinin mutfağına odaklanır. Bayrampaşa Emintaş Sanayi sitesindeki o atölye, artık dünya havacılık tarihinin değişeceği yerdir. Teknoloji devlerinin kısmen uydurulan "garaj" hikayelerinden çok daha fazlasıdır.***
GÖKYÜZÜNÜN MATEMATİĞİ: "BEN BU UÇAĞI YAPARIM!"Özdemir Bayraktar'ı diğer sanayicilerden farklı kılan en temel özellik, geliştirdiği teknolojiyi bir plazadan değil, bizzat "çalışma" ve hatta "çatışma" sahasından takip etmesidir. Bu nedenle de onun hikayesi sadece metalin şekil alması değil, bağımsızlık ülküsünün kanatlanmasıdır. Bunun için de daha önceki yıllarda bizzat kokpite geçip gökyüzüyle bağ kurmuştur. Türk Hava Kurumu'nun 1989 yılında İstanbul'da açtığı amatör pilotluk kursunda elli saatlik uçuşu tamamlayıp pilot ehliyetini cebine koyduğunda, sadece uçmayı öğrenmemiş, bir mühendis gözüyle gökyüzünün matematiğini de çözmüştür. O günlerde beraber uçtuğu dostları, onun o meşhur vizyonuna daha o zamandan şahitlik ederler. Tek motorlu, önden pervaneli eğitim uçaklarıyla havalandıkları o günlerden birinde, Özdemir Bey uçağın aerodinamiğini zihninde tartar ve yanındakilere şöyle der: "Ben bu uçağı yaparım!"
İşte o gün ortaya konulan bu özgüven, yıllar sonra tüm dünyada savaş paradigmasını değiştirecek imzanın gökyüzüne atılmasının ilk provasıdır. Oğlu Selçuk Bayraktar'ın, "İlk mühendislik eğitimimi ondan aldım" dediği o zirve anlar, Samandıra semalarında şekillenir. Selçuk Bayraktar o günleri anlatırken, babasındaki hürriyet duygusuna vurgu yapar: "Uçabilmek hürriyet duygusuyla alakalı bence. O hissi deneyimlemeyle alakalı. Babamda da bu tutku hep vardı. Artık ruhuna ne dokundu bilmiyorum ama her seferinde o kendine has üslubuyla 'Kaz uçar da Laz uçmaz mı!' derdi. Beraber uçmaya giderdik; o uçağın tüm fonksiyonlarını bana büyük bir sabırla öğretirdi. Benim için gerçek mühendislik, o kokpitte babamın dizinin dibinde başladı."
***
"PARA VEREN EMİR VERİR"Özdemir Bayraktar'daki memleket için üretme tutkusu ve mühendislik dehası, çocuklarının eğitim rotasını da şekillendirir. Oğlu Selçuk Bayraktar, elektronik bölümünü bilinçli bir şekilde seçer ve ardından insansız hava araçları üzerine uzmanlaşmak için Amerika'ya yüksek lisans eğitimine gider. Özdemir Bey, o günleri kendine has nüktedan üslubuyla şöyle anımsar: "Baktım oğlanı bırakmayacaklar, Amerika'da kalacak. Onu kurtarmak için bari biz ülkemizde üretelim…"
Ancak bu "kurtarma operasyonu" bir ülkenin makus talihini yenme girişimine dönüşecektir. Özdemir Bey kararlıdır; çocukken çatılara düşürerek uçurmaya çalıştığı model uçaklar, geleceğin teknolojisine dönüşecek ve o gün atılacak bir adım Türkiye'nin makus talihini de değiştirecektir. 2003 yılına gelindiğinde çalınan kapılar, yüzleşilen duvarlar ise o günkü savunma sanayii vizyonunun ne kadar dar bir boğazda olduğunu gösterir. Diğer evladı Haluk Bayraktar, o günlerdeki bürokratik ve kurumsal yalnızlığı şu çarpıcı sözlerle aktarır: "Ülke olarak bu teknolojiye odaklanmamız gerektiğini her kapıda anlattık. Aselsan'a gittik, 'Gelin beraber yapalım' dedik; bir sonuç çıkmadı. Roketsan'a gittik, 'Bir şeyler üretelim' dedik; yine ses yok. TAI'nin kapısını çaldık, oradan da bir karşılık bulamadık."İşte o gün o büyük kurumlardan çıkmayan "evet" cevabını sanayici dostu,

17