Yurt dışına gidip müzeleri ve aslına sadık kalınarak dönüştürülmüş o devasa yapıları gezince içimizde hep bir burukluk oluşurdu. "Bizde neden böyle yaşanmışlığı olan hem tarihe dokunan hem de geleneğin çatısı altında geleceğe bakan mekânlar yok" diye hayıflanırdık.
Var olanları ya yıkıp betonlaştırırız ya da kaderine terk ederiz sanırdık. Ama o mahcubiyet hissi artık geride kalıyor. Samsun'da öyle bir mekân gördüm ki, Londra'da veya Berlin'de olsa gıptayla bakardık. Oysa burası bizim.
Eski tütün depolarının içine kurulan, ciğerleri solduran yapraklardan, gönülleri, mekanları ve şehirleri fetheden bir anlayışa uzanan "dönüşüm" hikâyesi: Samsun Üniversitesi Ballıca Kampüsü.
Böyle bir mekânda olacağımı düşünmeden gitmiştim oysa. Samsun Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Sümeyra Yakar aramış ve aralık ayının son günlerinde Sumud Filosu konulu programa davet etmişti.
Günü belirledik ve geçtiğimiz salı sabahı Samsun'a indim. Öncesinde Sümeyra Hocahanım programı da gönderdi. Beni havaalanından alacaklar ve üniversiteye gitmeden önce Çarşamba ilçesindekiGöğceli Çivisiz Camii'ni ziyaret edecektik. Camiden daha evvel haberdar olmuştum ancak iner inmez neden götürüldüğümü daha sonra anladım. Çivisiz Camii adı üzerinde fakat görmeyenler için "çivi kullanılmadan yapılmış" deyip geçilecek bir yapı değil. Çok daha fazlası. Doç. Dr. Sümeyra Yakar, Doç. Dr. Ali Gül hocalar ile içinde kaldığımız yarım saatte; caminin tarihini ve mimari özelliklerini tafsilatlı olarak bizlere aktaran İmam Hatip İdris Arıcı anlattıkça, hayret etmekten küçük dilimi birkaç kez yuttum desem yeridir.
ÇİVİSİZ AMA ÇELİKTEN SAĞLAMDile kolay, 1200'lü yılların hemen başından bahsediyoruz. Anadolu Selçuklu dönemi... Ecdat; kestane, meşe ve karaağaçları nasıl bir ilim, nasıl bir ferasetle işlediyse, 8 asırdır yıkılmadan ve daha da mühimi çürümeden ayakta kalmış. Bu cami, ahşabın ahşaba kenetlenmesiyle inşa edilen hakiki bir mühendislik harikası. Temeline, sismik izolatör mantığıyla yerleştirilen devasa kütükler, perde duvar vazifesi gören 17 metre uzunluğunda, 65 santim genişliğindeki tek parça ağaçlar ve o özel geçme sistemi sayesinde, yüzyıllar boyunca Karadeniz'in sert rüzgarlarına, rutubetine ve nice depremlere beşik gibi sallanarak direnmiş. Beton binaların 50 yılda "metal yorgunu" olup döküldüğü coğrafyamızda, bu ahşap cami zarafete ve mütevazılığa yaslanan ihtişamıyla "ben buradayım" diyor.
Sayıları İslam'ın ve imanın şartlarına denk düşen direklerinden, tesbihatta baş hizasında kalan tefekkür aralıklarına; yıkılırsa kıbleye doğru devrilsin diye verilen o ince açıdan, güneşin doğuşu, yükselişi ve batışına göre boyutlandırılmış pencerelere kadar mimari ve de mühendislik şaheseri olan bu yapı, insanı hem küçültüyor hem de köklerine bağlayarak büyütüyor.
Cami çıkışında zihnimde şu düşünce vardı: "Demek ki, malzeme doğru tanınır, ruhunu bozmadan işlenirse, yüzyıllar sonrasına bile kalacak eserler bırakabilir."
Tekrar gelmek nasip olsun duasıyla o ahşap kokusunu arkada bırakıp rotamızı 19 Mayıs ilçesine, Ballıca Kampüsü'ne çevirdik. Geçmişin estetiğinden, geleceğin teknolojisine doğru bir yolculuktu bu. İlahiyat Fakültesi'nin fedakar dekan yardımcıları Sümeyra ve Ali hocaların beni neden önce o camiye götürdüğünü, kampüsün kapısından girip o devasa hangarları ve yeni inşa edilen camiyi görünce daha iyi anladım.
Meğer, "koruma" ve "dönüştürme" vizyonlarının en kadim örneğinden, en modern örneğine geçiş yapmıştım.
TÜTÜN HANGARLARINDAN İLİM YUVASINA: "KABUK İÇİNDE KABUK"Samsun Üniversitesi'nin bir mazisi yok, çünkü daha 2019 yılında eğitime başlamış. Ancak tarihin akışına yön vererek, geleceği yükseltirken, geçmişe de kök salmış.
Ballıca Kampüsü nizamiyesinden içeri adım attığımızda karşımda bir üniversite yerleşkesinden ziyade, devasa bir sanayi üssü duruyordu. Sıra sıra dizilmiş, uçsuz bucaksız hangarlar... Burası, bir zamanlar bölgenin tütün yükünü sırtlayan, Tekel'in o meşhur depoları. Adını Samsun şehrinden alan kırmızı ve şeritli paketleri hatırlayan olacaktır mutlaka.
Düşünün ki; biner metrekarelik 60 adet dev hangar. 80'lerde inşa edilmiş. Vaktiyle bu hayli yüksek, soğuk duvarlı yapıların içinde tavanlara kadar tütün balyaları yığılırmış. Binlerce işçi çalışırmış. Aslında, ekonomiye katkısı olduğu kadar ciğerleri solduran, insan sağlığını tüketen bir endüstrinin merkeziymiş burası.
Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın Hoca da Şubat 2019'da bu dönüşüm için yola çıkıldığında, işi ehline; merhum Turgut Cansever'in "Bilge Mimar" duruşunu ve mirasını günümüze taşıyan Doç. Dr. Halil İbrahim Düzenli, Dr. Abdullah Asım Divleli ve Dr. Emin Selçuk Taşar'dan oluşan ekibe teslim etmiş. Türkiye'de yatay mimaride söz sahibi olan ve Turgut Cansever'in mirasını devam ettiren idealist akademisyenler, aldıkları davet üzerine 6 yıl önce ilk defa geldikleri hangarların içinden çıkamamışlar bir daha ve kendilerini dönüşüme kaptırmışlar.
Samsun şehrine günübirlik gelmiştim, vaktim dardı ama gördüklerim ufkumu genişletti. Konferans vereceğim İlahiyat Fakültesi'nin yanı sıra, o eski hangarların Mimarlık ve Tasarım Fakültesi'ne dönüşümünü yerinde dinleme fırsatım oldu. Doç. Dr. Halil İbrahim Düzenli Hoca, hareketin eğitimin bir parçası haline geldiği kampüste, hangardan hangara geçerken geçmişin izlerini bugüne ve yarına taşımanın hikâyesini anlattıkça, ben satır aralarında başka bir hakikati dinliyordum. Anladım ki mühendislik; sadece taş üstüne taş koymak, binalar inşa etmek değilmiş. Asıl sanat; mekana derin bir anlam yüklemek, onu yaşayan ve yaşatan bir felsefeyle yoğurmak, yani teknikten öte "ince bir fikir" işçiliğine soyunmakmış.
Mimarların bu hangarlara yaklaşımı çok etkileyici. Onlar bu sisteme teknik dilde"kabuk içinde kabuk"diyorlar. Yani dışarıdaki o yorgun duvarlara, binanın hafızasına dokunulmamış. İçeriye ise dış kabuğa değmeyen, kendi ayakları üzerinde duran modern bir çelik iskelet kurulmuş. Dışarısı 1980'lerin Tekel deposu, içerisi ise 40 yıllık bir hafızanın yoğrulmasıyla tasarlanmış bir eğitim yurdu ve aynı zamanda yaşarken yaşatan bir mekan müzesi.
Halil İbrahim Hoca hangarları dolaştığımız sırada, derslikleri konumlandırırken sürekli hareket halinde olmayı öncelediklerine sık sık vurgu yaptı. Bu "hareket" felsefesini ise Dekan Yardımcısı Dr. Emin Selçuk Taşar, Arkitekt'e verdiği söyleşide şöyle anlatıyor: "Burada amaç insan ilişkilerini birbirine zorunlu kılmak. İnsanın bizatihi kendisinin sadece kendisi olarak var olmadığı, bir toplum içerisinde var olduğunu gösterebilecek mekanlar. Kendisi bir şey yaparken üst sınıftan yardım almak, fikir tuluatını gerçekleştirecek mekanlar inşa etmeye çalıştık."
MADDE AYNI MANA FARKLIHangarlardan biri, Mimarlık Fakültesi'nde verilen eğitimin bir parçası olan ahşap ve demir atölyesine çevrilmiş. Bu sayede dönüşümün her aşamasına talebeler de dahil edilmiş. Asma katlardaki eğitim salonlarını ve derslikleri gezerken basılan zeminler hemen dikkat çekiyor. Yürürken ahşap döşemelerin sıcaklığını hissediyorsunuz. Meğer o zeminler, vaktiyle bu hangarlarda tütün yapraklarının üzerine serilip kurutulduğuçam kalaslarmış!
Düşünebiliyor musunuz Dün üzerinde ciğerleri solduran tütünlerin kurutulduğu o tahtalar, mimarların o "malzemeye hürmet eden" bakış açısıyla tek tek sökülmüş, silinmiş, inceltilmiş ve bugün üzerinde Türkiye'nin en şanslı mimar ve mühendis adaylarının yürüdüğü bir zemine dönüştürülmüş.
Madde aynı ama mana değişmiş.Zehirden şifaya, dumanlı havadan berrak bir zihne geçişin bundan daha güzel bir somut örneği olabilir mi
Bu arada giriş zeminlerindeki tedavülde olmayan karo mozaiklerin bir santimi dahi sökülmemiş. Hâlâ sağlam ve kullanılabilir olduğu için temizlenip parlatılarak yeni tasarımın bir parçası yapılmış.
Rektör Mahmut Aydın Hoca'nın bu dönüşüme bakışı, bir rektörün idari kararından ziyade bir mütefekkirin manifestosu gibi. Hoca, geçtiğimiz aylarda yayınlanan bir yazısında "Biz burayı tamir ediyoruz" diyor ve ekliyor: "Çünkü biliyoruz ki tamir kelimesinin kökeni 'ömür' ile bağlantılıdır. Ömrü dolmamış her yapı malzemesini yeniden kullanıyor, ona ömür katıyoruz."
İşte o tütün raflarının zemin döşemesine dönüşmesi, o paslı çeliklerin temizlenip yeniden kullanılması, tam da bu böyle hassasiyet terazisinin bir sonucu. Ortaya konan "Duvarsız Üniversite" modeli karşılıksız kalmamış elbette. Tütün hangarlarının eğitim yuvasına dönüşmesi, önce 2023 Necip Fazıl Mimarlık Ödülü ile taçlanmış. En taze müjde ise henüz çok yeni; 9 Ekim 2025'te bizzat Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın elinden "YÖK Üstün Başarı Ödülü"nü almışlar.
BİRLİK İÇİNDE ÇOKLUKBu ödüllü dönüşüm hikayesini taçlandıran son halka ise, yazının başında anlattığım o 8 asırlık Göğceli Camii ile kurulan manevi köprü olmuş.
Kampüsün kalbine inşa edilen ve geçtiğimiz günlerde ibadete açılanFahrettin Ulusoy Camii, geleneğin modern bir "yorumu" aynı zamanda.

8