Yazar, Kahramanmaraş katliamından sonra yayın ertelenmelerini tartışırken, şiddetin kaynağını dizi yapımlarına bağlamanın hata olduğunu öne sürüyor. Çocukların YouTube ve oyun platformlarındaki kontrolsüz içeriklere, yetişkinlerin ise kendi ekran bağımlılığına maruz kaldığını vurgulayarak, aslında sorunun anne-babalardaki dikkat eksikliğinde yattığını ileri sürüyor. Peki, aileler dizileri "öğretici" olarak mı, yoksa ebeveynlik sorumluluğundan kaçış olarak mı kullanıyor?
Şu günlerde yeniden "olağan şüpheli" ilan edilen diziler, sezonları ve bölümleri yeni olsa da geçmişten geliyorlar. Haliyle eskiler ve günümüzün anne-babalarının gençliklerine tekabül ediyorlar.
Bir çok dizi Kahramanmaraş'taki okul katliamından sonra yeni bölümlerini yayımlamadı. Yurdun her sokağına, her evine çöken yas havasına saygılı bir erteleme kararı elbette. Fakat haftaya, bir önceki bölümden kalma kurguları ile devam edebilecekler mi, emin değilim. Çünkü kamuoyu rahatsızlığı reklam verenlere sirayet etti. Bakın bu bir kırılmaya neden olabilir. Kanallar ve yapımcılar da zaten silahları "şimdilik" susturmuş görünüyor. Peki sonra
Önce şu soruya yanıt vermeliyiz: Türkiye'deki şiddet sorununun kaynağı bir başına vurdulu kırdılı yapımlar mı gerçektenCanlandırılan karakterlerin izleyicileri etkilediğine ve önemli kararlarda belirleyici olduklarına dair çok sayıda somut veri var. Başlıcası da çocuklara konulan isimler. Her yıl, özellikle kız çocuklarına kadın başrollerin adı konuluyor. "Alya", "Defne" ve "Gökçe" isimleri geride kalan üç yılın popüler dizilerinin karakterlerine ait. Diziler, bakın önce kimleri "etkisi" altına alıyorO halde ekranın, yetişkinler başta olmak üzere izleyiciyi ikna etme, yönlendirme ve hatta "yönetme" etkisini kabul edelim.
Mustafa Merter Hoca'nın Hekaton'la Son Tango kitabında alıntıladığı verilere göre; yayıncılık 1960'lardan sonra geliştikçe ailelerde "ebeveyn otoritesi" zayıflıyor. Ancak bu istatistikler, aynı ekranların yetişkinleri anne-babalık vazifelerinden alıkoyduğu gerçeğini de gözler önüne seriyor. Sorun da burada başlıyor aslında. Mustafa Merter'in deyimiyle, genciyle yaşlısıyla "insan taraflarımızı yontan" bir ekran esareti söz konusu. Ek bilgi: Türkiye ortalaması 8 saatin üzerinde.Şunu da kabul edelim: Sinemanın maruz bırakma, normalleştirme ve dönüştürme sistematiği, dijital mecralar ve oyun platformları tarafından devralındı ve ortaya kontrolsüz bir "ekran gücü" çıktı.
Tam bu noktada dürüstçe bir tespit yapmak zorundayız: Türkiye'deki şiddet sorununun tek faili diziler olamaz.
Birincisi: Çocuklar çok büyük oranda televizyon dizisi izlemiyorlar. İkincisi: Anne-babalar çok büyük oranda çocuklarının YouTube kanallarında çizgi film diye bilmemeleri gereken ne tür içeriklere maruz kaldıklarından ve online oyun platformlarında nasıl bir şiddet sarmalarına girdiklerinden asla haberdar değiller. Üçüncüsü: Bazı araştırmalara göre yetişkinlerin ekran bağımlılığı, çocuklardan daha riskli görülecek secviyede.Dönelim dizilere... Toplumun "ne yayınlarsam izlerim talepkarlığı" var mı Maalesef, reytingler ortada ve bu denklem asla göz ardı edilmemeli.
Bu arada diziler şiddetin dilini, yolunu yordamını öğrettiği kadar, vah vah etmemiz gereken olayları "sıradanlaştırıyor" da.

16