Yazar, Türk televizyonundaki şiddet içerikli dizilerin toplum üzerindeki etkisini eleştirirken, sorunun tek faili olarak medyayı görmemenin gerekliliğini vurgular. Aileler kumandayı ellerine alırsa, bir ayda tüm senaryoların yön değiştirebileceği argümanıyla, yetişkinlerin sorumluluğunu merkeze koymaktadır. Ancak anne-babaların isterlerse bile ekranların yonttuğu bozulan insan taraflarını yeniden kazanabileceklerine inanabilir miyiz?
Memlekette ne zaman gençlerin ve çocukların karıştığı ya da hedef olduğu bir şiddet olayı yaşansa, silahların her an patladığı televizyon dizileri tartışılıyor.
Lise yıllarımda başlayan Deli Yürek ve ardından gelen Kurtlar Vadisi, şiddete ekranlarda devasa bir "alan" açtı. Öyle ki dizideki karakterler için taziye mesajları verilmesine, hayırlarına helva dağıtılmasına varacak kadar tutkuluyla bağlandı izleyici. Etkileri sadece reytinglere değil, istatistiklere de yansıdı. Doğan çocuklara Polat, Elif veya Eylül isimleri konuldu. Bu öncü yapımların açtığı yol zaman içinde ve hızla; mafya hesaplaşmalarından ağalık düzenine, entrikalardan tecavüzle başlayan aşk hikâyelerine kadar her türden şiddetle dolduruldu. İzleyici neyi beğenirse, dozaj "RTÜK devreye girene kadar" artırıldı.Son yıllarda dijital platformların dizi sektörünü domine etmesi ise televizyon kanallarını daha rekabetçi ve reyting kaygılı işlere yöneltti. Öyle ki TRT bile kamu yayıncılığı ilkeleriyle çelişerek, öfkenin cinnete dönüştüğü, aşkın şiddetle taştığı yapımlara ekran açtı. Bu arada Netflix ve BluTV gibi dijital platformlar vurdu kırdının yanında küfürü sıradanlaştırmıştı. Aile yapısını sorgulayan ve bireyselliği yücelten anlatılar adeta mantar gibi ekranlarda bitmeye başladı.Şu günlerde yeniden "olağan şüpheli" ilan edilen diziler, Kahramanmaraş'taki okul katliamından sonra yeni bölümlerini yayımlamadılar. Yurdun her sokağına, her evine çöken yas havasına saygılı bir erteleme kararı elbette. Fakat haftaya, bir önceki bölümden kalma kurguları ile devam edebilecekler mi, emin değilim. Kanallar ve yapımcılar silahları "şimdilik" susturmuş görünüyor. Peki sonra Önce şu soruya yanıt vermeliyiz: Türkiye'deki şiddet sorununun kaynağı bir başına vurdulu kırdılı yapımlar mı gerçektenCanlandırılan karakterlerin izleyicileri etkilediğine ve önemli kararlarda belirleyici olduklarına dair çok sayıda somut veri var. Başlıcası da çocuklara konulan isimler. Her yıl, özellikle kız çocuklarına kadın başrollerin adı konuluyor. "Alya", "Defne" ve "Gökçe" isimleri geride kalan üç yılın popüler dizilerinin karakterlerine ait.
O halde ekranın ikna etme, yönlendirme ve hatta "yönetme" etkisini kabul edelim.Mustafa Merter Hoca'nın 'Hekaton'la Son Tango' kitabında alıntıladığı verilere göre; yayıncılık 1960'lardan sonra geliştikçe ailelerde "ebeveyn otoritesi" zayıflıyor. Ancak bu istatistikler, aynı ekranların yetişkinleri anne-babalık vazifelerinden alıkoyduğu gerçeğini de gözler önüne seriyor. Mustafa Merter'in deyimiyle, genciyle yaşlısıyla "insan taraflarımızı yontan" bir ekran esareti söz konusu.Şunu da kabul edelim: Sinemanın maruz bırakma, normalleştirme ve dönüştürme sistematiği artık kontrolsüz bir "
4