Çürüme: İçeriden dışarıya…

Ersin Çelik
12.12.2025
9

Geçtiğimiz pazar günkü "çürüme" yazısının devamını getirmem gerekiyor. Ancak peşinen şerh düşeyim; haddimi aşarak ahkam kesmek niyetinde değilim.

Hatta en sonda söyleyeceğimi, dilimden düşürmediğim ve herkesin etmesini dilediğim şu dua ile baştan ifade edeyim:"Allah ayağımızı sabit kılsın, şaşırtmasın."

Ayyuka çıkan, yukarıdan aşağıya seyreden çürümenin aslında "içeriden dışarıya" doğru yayıldığı da aşikar. İçimizde büyüyen, sessizce ilerleyen, dokunduğu her şeyi renksizleştiren bir çözülmeden söz ediyoruz. Bir çürüme var, hatta bunu söylemek artık bir tespit olmaktan bile çıktı. Hepimiz farkındayız, sadece yüzleşmek işimize gelmiyor."Kimse kimseye ahlak satmasın" diyoruz ama herkes kendi küçük iktidar alanından başkalarına ahlak ölçüp biçmekten de geri durmuyor. Ötekinin günahını, yanlışını, açığını konuşmak kolay, dönüp kendi nefsimize bakmak ise kibre, enaniyete takılıyor.Kaldı ki artık hepimiz, sosyal medyanın şişirdiği egoların da etkisiyle kendimizi özel, ayrıcalıklı, korunaklı ve "aşırı önemli" sanıyoruz."Ben böyleyim, bana dokunamazlar, ben başkalarına benzemem" duygusu, çürümenin en tehlikeli hali değil midir Elimizi nereye atsak bu kibrin izini görüyoruz.

Misal, işgal ettiğimiz makamları, mevkileri gerçekten hak ediyor muyuz

Bu soruyu sorduğumuzda hemen o kaçamak karşı soru geliyor: "Kim hak ediyor ki"Herkesin "herkesleştiği" ve sıradanlaştığı devasa bir sepette, çürümenin nereden, nasıl başladığının da bir önemi kalmıyor sanki. Oysa en temel, en can alıcı soruyu kendimize sorabiliyor muyuz:"Ben buraya nasıl geldim"

Bir cesaret gösterip bu yanıtı vermek istesek de "gelmek" ile "getirilmek"

arasındaki o keskin ve derin çizgiyi görmüş olmamız gerekecek. Tırnaklarıyla kazıyarak gelmek ile bir telefonla getirilmek arasındaki ahlaki uçurumu fark edeceğiz.

"Herkes kendi kapısının önünü süpürsün" denir. Bir yere kadar doğru. Lakin kapı neresi O "herkes" tam olarak kim

Şu da var: Mesele sadece dindar görünmek, İslam'ın bazı kaidelerini şeklen yerine getirmek değil artık. Çünkü üzülerek görüyoruz doğrusu yaşıyoruz ki, İslami yaşam bir "ölçü" olmaktan çıktı. Başka vasıflar dinin, ehliyetin ve liyakatin önüne geçti. İmaj, referans, etiket, güç, çevre... İbadetin ve ahlakın büyük boşluğu dünyevi konforla dolduruluyor.Geçenlerde bir kardeşimizin "hayırlı iş" haberini alınca refleks olarak,"Damat adayı namaz kılıyor mu"diye sordum. Gözlerinin içi gülerek "evet abi" dedi. Karşılıklı şükürleştik. Şimdilerde yadırganabilir bu sorular, "bunun konuyla ne ilgisi var" denilebilir. Ama benim yetiştiğim, ait olduğum çevrede, anneler babalar bir erkekte namazı ve helal kazancı, bir kızda tesettürü arardı. Bu sadece dindarlık sorgusu değil, birkarakter ölçüsüydü. Kişinin Rabbine karşı sorumluluğunu bilip bilmediğinin, nefsini terbiye edip etmediğinin terazisiydi. Soruların kendisi bile toplumsal bir düzen tesis ederdi.Bugün ise bu ölçüler ya ayıp sayılıyor ya da gereksiz bulunuyor. Değerlerin içi boşaldıkça, insanlardan bir "ölçü" istemek bile zorlaştı.