Büyükşehirde yaşıyoruz ama "birlikte" yaşamaktan mahrumuz. Kalabalığın ortasında yalnız, apartman boşluklarında sessiz, aynı şehirde kimsesiz ve birbirinden kopuk hayatlar…
Bugün aileyi tartışırken kullandığımız dil de tam olarak buradan besleniyor. Ekonomiyi, konut fiyatlarını konuşuyoruz, doğurganlık oranlarını, bakım krizlerini, yaşlanan nüfusu masaya yatırıyoruz. Ancak bütün bu meseleler zincirinin ana halkası olan, "mekân" sorununu ele almıyoruz.
Pazar günü bu köşede, Tophane-i Amire'de kurulan "Hane" sergisini anlatmış, sanatın diliyle, estetikle ve imanla kurulan ideal yuvadan bahsetmiştim. Bugün ise masamda duran, "Çok Kuşaklı Hane-Yeniden Hayat" başlıklı rapor ile meselenin "sahadaki" çözümüne, aslında taşa ve betona hapsedilen hayatlara dikkat çekmek istiyorum.
***
SOSYAL İFLASIN EŞİĞİNDEYİZYıllardır, maruz ve etkisi altında kalınan, "Modernleşmek bireyselleşmektir" masalının sonuna geldik aslında. Bizi ayakta tutan yapılar tek tek çöküyor. Böyle giderse ortada ne "hane" kalacak ne çekirdek aile. Eş dost, akraba bağlarımız da kopmanın eşiğinde.Tam olarak şu oluyor: Dedelerin, ninelerin huzurevine, torunların kreşe, anne-babanın işe, akşamları ise herkesin kendi odasındaki ekrana hapsolduğu "çekirdek" bile denemeyecek aile yapısı, toplumları sosyal iflasın eşiğine getirdi.
İstanbul Aile Vakfı'nın hazırladığı "büyükşehirlerde yeniden hayat" kurmanın formüle edildiği raporda tespit edilen sorunları özetleyen cümle çok net: "Kalabalık şehirlerde herkes birbirine çok yakın olmasına rağmen yalnızlık hissi, stres ve anksiyete artmakta."
Daha önce de atıf yapmıştım, Toplum Bilimci Doç. Dr. Nergis Dama Hanımefendi bu durumu, "Yalnız değiliz ama kimsesizleşiyoruz" şeklinde tanımlıyor.
Kimsesizleşme demografimizi de vurdu. Ülkemizin 2001 yılında 2,38 olan doğurganlık hızı, 2023'te kritik eşiğin de altına, 1,51'e geriledi. Yani aile her geçen gün küçülüyor.
***
ÇOK FONKSİYONLU "HAYAT"LI EVLERRaporda, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şu tespiti hatırlatılıyor: "Bizim milletimiz ataerkil veya anaerkil değil, aile erkil bir millettir."Toplumun fıtratında olan bu güçlü bağı, sosyolojik veriler de doğruluyor. Ülkemizde 65 yaş üstü vatandaşlarımızın yüzde 90'ı hâlâ aile fertleriyle birlikte ya da onların hemen yakınında yaşıyor. Batı'nın "yaşlısını yalnızlığa terk etme" hastalığı, şükürler olsun ki bu topraklara tam sirayet edemedi. Ancak sorun şu: Gönlümüz "Beraber yaşayalım" dese de sahibi veya kiracısı olduğumuz kutu gibi evler böyle bir yaşama izin vermiyor. Kodlarımız "Birleşin!" derken, mimari anlayış "Ayrışın!" diyor.
Elimdeki rapor da bu kördüğümü çözmek için hazırlanmış. Önerilen modelin adı: "Çok Fonksiyonlu Hane."
Mantık basit ve köklerimize dayanıyor ama bugünün şartları için devrimci: "Ana Konut + Eklenti."
Yani rapor, dairenin içinde, bağımsız girişi de olabilen, mahremiyeti koruyan ama ailenin büyükleri ile aynı çatı altında olmayı sağlayan ikinci bir yaşam alanı öneriyor. Raporda bu eklentiye geleneksel mimarimizden ilhamla "Hayat" deniliyor.
***
TÜRK EVİNİN ÇEKİRDİĞİGeleneksel Türk aile yapısında konut, tüm ailenin bir arada yaşadığı büyük konaklar veya avlulu evler biçimindeydi. Geniş aile; büyükanne, büyükbaba, çocuklar, damatlar, gelinler ve torunlardan oluşan bir bütündü. "Hayat" denilen ortak alanlar ise konutun merkeziydi.
Aile Vakfı'nın çalışmasında da Türk evinin çekirdeği olan "Hayat", bugün apartman dairesinin içinde yeniden yorumlanıyor. Bunun için de adına "stüdyo" denilen konut tiplerinden vazgeçerek, apartmanlarda beş odalı, genişçe salonlu ve yemeklerin bir arada yenilebileceği aile evleri inşa etmek gerekiyor.

2