Burasını Suriye'nin geri kalanından ayıran doku gözle görülüyor. Yüksek apartmanlar, geniş bulvarlar ve düzenli sahil şeridi... Lazkiye, ülkenin diğer şehirlerinden çok daha modern.
"Korunduğu" çok belli. Esed ailesinin Lazkiye'yi hem kendilerinin hem de rejimin de arka bahçesi sayıp özel yatırımlarla ihya ettiği, her köşe başında ilk bakışta belli oluyor.Lazkiye'nin yanı başındaki Burç İslam kasabasına vardığımızda saat 17'ye geliyordu. İftar 18:42'de. Burası Suriye Türkmenlerinin yoğun olarak yaşadığı Akdeniz'in, zeytin ve turunç kokulu, turkuaz renkli sahil kasabalarından. Nüfusu 30 bine yakın. Halkın büyük kısmı Türkçe konuşuyor.
Dünyanın bir çok ülkesi ve şehrinde, soydaşlar ve akraba topluluklara kardeşlik iftarları veren YTB, Bayır Bucak bölgesinde ilk defa böyle bir buluşma gerçekleştirdi.Aslında 'Bucak'tayız. Suriye savaşında çok fazla duyduğumuz, gözümüzün kulağımızın olduğu Bayır Bucak burası. Lazkiye'nin kuzeyi ile Hatay'ın Yayladağı sınırına kadar, dağlık kısmı Bayır, sahili Bucak. Devrimin kalelerinden.Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluğu (YTB)'nin ev sahipliğinde Türkmenlerle iftar yapacağız. Kasabanın denize sıfır tepesindeki parka devasa bir çadır kurulmuş. Çocuklar için oyun tırları getirilmiş.
Bu coğrafyada ilk defa böyle bir buluşma gerçekleşiyor. YTB ekipleri, 2024 yılında devrimden sonra Bayır Bucak'a geldiklerinde davullarla zurnalarla karşılanmışlar. O ilk kucaklaşmada 40 yaşlarındaki bir Türkmen, dönemin YTB Başkanı Abdullah Eren'e "Ben bu zamana kadar Türkiye'den böyle bir heyet görmedim" der ve yanındaki 70 yaşlarındaki babasına dönerek "Baba sen gördün mü" diye sorar. O da sevinç gözyaşlarıyla "hayır oğul" yanıtını verir.Türkiye o gün, daha çok askeri hassasiyetle yaklaşılan Bayır Bucak bölgesi için düğmeye basar. Çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve resmi kurum çalışmalara başlar. YTB ise ilk defa bir Ramazan etkinliğinde Türkmenleri bir araya getiriyor. Bu yıl çok sayıda ülkede iftar buluşması yaparak soydaşları buluşturan YTB ekibinde de farklı bir heyecan var. Herkes bir işin ucundan tutmuş, koşturuyorlar.
İftar alanında Türk bayrağı motifli balonlarla bizleri karşılayan Türkmen çocuklar. Bir çoğu Türkçe biliyor. Birazdan Türkmen balaları sarıyor etrafımızı. Ellerinde Türk bayrağı motifli balonlar... Aralarında şehit evlatları var. Türkçe konuşuyor birçoğu. Bazıları Adana'da, Mersin'de yaşamış ama devrimden sonra aileleri ile dönmüşler. Gürbüz oğlanlardan biri "Çanakkale içinde aynalı çarşı" türküsünü mırıldanıp duruyor. Devamını birlikte söylemeye çalışıyoruz, "Abi ben bu kadar bilebiliyorum" diyor.İftara doğru çoluğunu çocuğunu alan Türkmen ailelerin gelişi hızlanıyor. Bucak'taki civar köylerden, kasabalardan, Bayır'dan yola düşüp gelenlerin, hasret giderme anlarına şahitlik ediyorum. Anneler kız çocuklarını bayram sabahı gibi giydirmişler. İnsanlar sima olarak birbirlerine benziyorlar.Yaşça büyük bazı adamlar dikkatimi çekiyor. Dalgınlar. Mahsunlar. Hürmetle ellerini öpenlerle iki kelam edip susuyorlar. Öğreniyorum ki onlar şehit babalarıymış. Yanlarına gidiyorum. Adnan Dehli amca 60 yaşında. "Evladım ben konuşamam" diyor. Biraz önce muhabirler röportaj yapmak istemiş, kamerayı görünce anlatamamış. Elini tuttum, hoş beş edip sohbete koyulduk. "Safa geldiniz" dedi. O bana ben ona sarılıp durduk. Sonra anlatmaya başladı. Biri 18 diğeri 24 olan iki oğlu Bayır'da şehit düşmüş. "Savundukları tepede namaz kılıyorlarmış" derken kilitlendi Adnan amca. O dağ gibi baba titredi, dudaklarını ısırdı ama bırakmadı kendini. Çifte evlat acısını kim bilir kaçıncı kez içine akıtıyordu… Sarıldık yine. Esed rejiminin askerleri şehit etmiş oğullarını. "Burası da bizim Çanakkalemiz'di, şükür teslim etmedik" derken yüzündeki o derin acının izlerini bu kez büyük bir gurur kaplamıştı. Türkmen çocukların dillerindeki "aynalı çarşı" nakaratı o an zihnimdeki yerini buldu. Burası Suriye devriminin Çanakkalesi'ydi. Türkmenlerin direniş hatlarını sadece Esed güçleri değil, Rus uçakları da bombaladı. O şanlı direniş sergilenmeseydi hem Halep kuzeyinden kuşatılmış olacak hem de
3