Şimdi öyle mi peki
"Algoritma tarlasında çocuklar" yazıma anne-babalardan yüzlerce mesaj aldım. Duyarlı öğretmenler ve meseleyi dert edinen psikologlar da yazdılar.Bir anne, oğlunun sürekli silahlı oyunlar oynadığını ve TikTok'ta şiddet temalı canlandırma içerikler izlediğinden dert yanıyordu.
Başka bir anne, 10 yaşındaki kızının makyaj videoları izlemeye başladıktan sonra kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslamaya başladığını söylüyordu.
Öğretmenler ise neredeyse aynı soruna dikkat çekiyor: "Öğrenciler bizleri dinlemiyor çünkü dikkat süreleri gözle görülür şekilde düştü."İnsanlar çocuklarla dertlenirken aslında kendilerini anlatıyordu. Çünkü hepimiz, yediden yetmişe herkes aynı algoritmalara maruz kalıyoruz.O halde soralım: Sosyal medyada hangi içerikleri izleyeceğimize kimler karar veriyorTelefonu açıyoruz. Önümüze düşen videoyu biz seçmiyoruz. Bir sonraki videoyu da... Hatta çoğu zaman kime ve neden öfkeleneceğimizi, neye güleceğimizi, neyi merak edeceğimizi de biz belirlemiyoruz.
Çünkü "duygu durumlarımızı" algoritmalar belirliyor. Üstelik bunu rastgele yapmıyorlar.Dünyanın farklı ülkelerinde açılan davalarda ve hazırlanan bilimsel raporlarda, sosyal medya platformlarının kullanıcıları mümkün olduğunca uzun süre ekran başında tutmak için özel tasarlanmış sistemler kullandığına atıf yapılıyor. Sonsuz kaydırma, sınırsız video akışı, anlık bildirimler, beğeniler ve veriye dayanılarak kişiselleştirilmiş içerik önerileri... Bu ve benzeri dijital "hizmetler" artık teknik özellikler olarak değil, algoritmaların insan davranışını yönlendiren çok güçlü mekanizmalar olduğu yüksek sesle tartışılıyor.İstanbul Aile Vakfı tarafından geride kalan mayıs ayında TikTok, X (Twitter), Google, Instagram ve Facebook'a karşı açılan davanın konusu tam olarak insanlığın bu büyük meselesiydi. Vakfın titizlikle hazırlanan dava dilekçesinde sosyal medya platformlarının içerik paylaşımına imkân veren araçlar olmanın ötesine geçerek kullanıcı davranışlarını yönlendiren, dikkat sürelerini manipüle eden ve bağımlılık üreten algoritmik sistemler haline geldiğinin altı çiziliyor.Bu tespitler ilk bakışta abartılı gelebilir. Zaten bahse konu şirketler de dünyanın birçok ülkesinde açılan davalarda benzeri ve tutarsız savunmalar yapıyorlar.
Ancak bilimsel literatür öyle demiyor. Aile Vakfı'nın dava dilekçesine ek olarak sunduğu akademik raporda atıf yapılan araştırmalar ile uzman görüşleri; özellikle çocuk ve ergenlerin algoritmik sistemlere karşı daha kırılgan olduğunu net olarak ortaya koyuyor. Karar verme, dürtü kontrolü ve risk değerlendirmesiyle ilgili beyin bölgeleri gelişimini henüz tamamlamamış gençleri hedefleyen sosyal medya platformları bu kırılganlıkları hedefleyen "ödül mekanizmalarıyla" çalışıyor.Sosyal medya platformlarının sunduğu anlık, tekrarlayan ve öngörülemeyen içerikler, bu dengesiz ortamda bağımlılık yapan "uyarıcılara" dönüşüyor.Algoritmaların işlevselliği, milyarlarca dolarlık şirketlerin insan psikolojisini ne kadar iyi tanıdığının ve aslında nörobiyolojik açıkların istismar edildiğinin de en büyük delili.Dert sadece çocuklar, ergenler, gençler değil. Platformlarının kullanıcı sayılarına bakarsak Türkiye nüfusunun yüzde 70'i aktif sosyal medya kullanıcısı.Bu durumda anne-babaları, öğretmenleri, gazetecileri, edebiyatçıları, belediye başkanlarını, milletvekillerini, akademisyenleri, sosyal bilimcileri, doktorları, bakanları, kaymakamları, valileri, askerleri, komutanları, bürokratları, devlet başkanlarını algoritmalardan "
14