Fatma Betül Sayan Kaya meselesi: Arınma mı, çöküş mü

Bir zamanlar devletin mumunu kendi özel işinde kullanmamak için söndüren bir medeniyetin mensuplarıydık. Bugün ise devletin imkânlarıyla şahsi servet arasındaki sınırın nerede başladığını tartışıyoruz.

Türkiye, son 23 yılda önemli bir dönüşüm yaşadı. 28 Şubat'ın baskıları altında inancını, başörtüsünü ve kimliğini korumaya çalışan muhafazakâr kesimler, Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde siyasi ve ekonomik bakımdan güç kazandı. Bir zamanlar kendilerine kapatılan makamların kapıları açıldı. Üreten, yöneten ve söz sahibi olan yeni bir toplumsal yapı ortaya çıktı.

Ancak makamları kazanmak, o makamları taşıyacak ahlakı kazanmak anlamına gelmiyordu.

Geçmişte devlet imkânlarını kendi çevrelerinin çıkarlarına tahsis etmekle eleştirdiğimiz anlayışın benzerlerini bugün kendi içimizde görüyorsak, artık başkalarını suçlayarak kendimizi temize çıkaramayız.

Fatma Betül Sayan Kaya meselesine buradan bakmak gerekiyor.

28 Şubat'ın mağduriyetlerini yaşamış, başörtüsü mücadelesinin sembol isimlerinden biri olarak tanınmış bir siyasetçinin bugün milyarlık fon soruşturmasının merkezinde bulunması, toplumun vicdanında derin bir kırılma oluşturdu.

Elbette hakkında verilmiş kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı yoktur. Suçluluk hükmünü bağımsız yargı verecektir. Ancak kamuoyuna yansıyan 163 milyon liralık yatırım ve milyarlarca liralık işlem iddiaları, hukuki boyutundan bağımsız olarak ciddi bir ahlaki ve siyasi izah gerektiriyor.

Dün kiraların yüksekliğinden yakınırken bugün 163 milyon liralık bir yatırımın kaynağını topluma açıklayamamak, yalnızca hukukun değil, vicdanın da meselesidir.

Fakat Fatma Betül Sayan Kaya'yı günah keçisi ilan ederek herkesin kendi sorumluluğundan kurtulması mümkün değildir. Belki onu en sert eleştirenlerin arasında çok daha ağır yanlışların sorumluluğunu taşıyanlar da vardır.

Asıl mesele bir kişinin düşüşü değil, bir anlayışın kendi değerleriyle imtihanıdır.

Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi'nin 135. ayetinde müminlerin de günah işleyebileceğini, ancak hatalarında bile bile ısrar etmeyeceklerini bildirir. Zümer Suresi'nin 53. ayeti ise Allah'ın rahmetinden ümit kesilmemesini öğütler.

Demek ki Müslümanı diğer insanlardan ayıran günahsızlığı değil; yanlışını kabul etmesi, tövbe etmesi ve haksızlığı gidermesidir.

Ancak tövbe insanın Rabbiyle arasındadır. Hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Peygamber Efendimizin kendi kızı Fatıma üzerinden verdiği adalet örneği, hukukun karşısında hiçbir ayrıcalığın bulunamayacağını öğretir.

Bir Müslüman namazını kaçırmamak için yolculuğunu değiştirecek kadar hassas olabilir. Ama ticaretinde başkasının markasını taklit ettirerek haksız kazanç sağlamayı önemsemiyorsa, ortada ciddi bir ahlak çelişkisi vardır.