Papa ile imparator kavgası Avrupa'yı 11 yıl meşgul etti

Trump-Papa kavgası bakalım nasıl neticelenecek Ortaçağ'da Papa VII. Gregorius, mücadeleye girdiği İmparator IV. Heinrich'i aforoz etmiş, her yerden dışlanan imparator ise yürüyerek papanın huzuruna gelip af dilemişti.

IV. Heinrich'in "Canossa Yürüyüşü" olarak adlandırılan bu hadise zamanla "pişman olmak, boyun eğmek ve af dilemek" anlamında kullanılan bir deyime dönüştü. Ancak imparator, 11 yıllık büyük mücadelenin sonunda papayı azlettirerek galip gelen taraf oldu


Günümüzde Papalık, Vatikan ve çevresini kapsayan çok küçük bir devlettir. Ancak buna karşın Katolik dünyasında papanın önemli bir ağırlığı bulunur. Özellikle Katolik nüfusun yoğun yaşadığı ülkelerde, papanın benimsediği siyaset tarzı toplumu ve siyasetçileri etkiler. ABD'de Katolik nüfus hem güneydeki Hispanik eyaletlerde hem de Massachusetts, New Jersey, Michigan, Wisconsin, Ohio, Rhode Island gibi Kelt ve İrlanda kökenlilerin yoğun olarak yaşadığı eyaletlerde bulunuyor.
Trump'ın seçilmesinde de pay sahibi olan bu seçmene rağmen aslen Amerikalı olan Papa ile ABD Başkanı'nın kavgası Orta Çağ'dan beri süregelen sivil hükümdar-Papalık arasındaki güç kavgasının bir devamıdır. Bu çatışma sırasında bazı krallar ve imparatorlar Papalık tarafından aforoz edilirken, bazı hükümdarlar ise papaları kendi siyasetlerinin aracı haline getirmeyi başarmışlardır. Ancak bu mücadelede en ünlü adımı atan kimse, Papalık ile yaşadığı kavga sonrasında af dilemek için yürüyen bir Kutsal Roma Germen İmparatoru'dur. Bu konuda David Bachrach ve Ingrid Rowland gibi yazarların eserlerinde geniş bilgi vardır.


IV. Heinrich, papanın huzuruna çıkıyor.

PAPANIN AFOROZ SİLAHI
Ortaçağ Avrupa'sında feodal sistem hâkimdi. Kralların ve imparatorların yetkileri aslında çok kısıtlı bir alanda geçerliydi. Bu sistem içerisinde derebeyi olarak adlandırılan lordlar, kendi yerel muhitlerinde hâkimiyet sürmekteydiler. İmparatorlar ve krallar çok istisnai durumlarda derebeylerine emir verebiliyorlardı. Bu düzen içinde, en etkin kurum Roma merkezli Katolik kilisesiydi.
sistematikti. Ruhani otoriteye sahip olan kilise, Paris, Münih, Londra, Venedik gibi dönemin en büyük metropollerinden en küçük köye kadar aldığı kararları uygulama gücüne sahipti. Bu yüzden taşradaki siyasi nüfuza hâkim olmanın yolu Papalık ile olan ilişkileri iyi kurmaktan geçmekteydi. Papaların bunun dışında ellerinde çok güçlü bir silah bulunmaktaydı. Bu da kral ve imparatorları aforoz etmekti.
Kelimenin Latince'si olan "excommunicatio" Türkçe'de "iletişim dışı tutmak" manasına gelir. Aforoz edilen kimsenin uluslararası alanda ülkesi ve kendisi sapkın olarak görülmeye başlar ve tüm Avrupa sisteminden dışlanırdı. Bu çok ağır yaptırımı papalar bazen uygulamış ve bu metotla hükümdarları, kendilerinin istedikleri çizgiye getirmeye çalışmışlardır. IV. Heinrich'in "Canossa Yürüyüşü" de papaların imparatorlar üzerindeki etkisinin bir sonucudur.

III. HEINRICH'İN OTORİTESİ
Kutsal Roma Germen İmparatoru III. Heinrich, Almanya tarihinin en otoriter ve güçlü isimlerindendi. Salian Hanedanı'na mensup olan imparator, Burgondiya'yı imparatorluğa bağlarken, Alman düklerini kontrol altına almıştı. Macaristan'ı 1044'te Menfo Muharebesi'nde mağlup eden III. Heinrich, ülkede kral değişimine sebep olmuş ve yeni Macar Kralı Peter Orseolo, Heinrich'e bağlılık yemini etmişti.
Bohemya'ya düzenlenen iki sefer sonucunda, bu ülkenin hükümdarı Breslav, bağlılığını bildirmişti. Papalık'ı da kontrol eden imparator, Roma'ya girmiş ve uzun süredir devam eden Vatikan'daki fetreti sona erdirerek kendisine yakın bir isim olan II. Clemens'i papa yaptırmıştı. Daha sonra gelen papalar, III. Heinrich ile iyi ilişkiler kurmuşlardı. Onun döneminde papa olan isimlerden IX. Leo, kardinal oylamasına dayalı Papalık seçimi uygulamasını getirmişti.
İmparatorluk otoritesini her alanda tesis eden III. Heinrich, 39 yaşında 1056'da öldü. Yerine IV. Heinrich'in tahta geçti. Ancak III. Heinrich'in ölümüyle büyük bir boşluk meydana geldi. Bu boşluktan faydalanan Alman prensleri, imparatorluk otoritesine karşı özerkliklerini artırdılar, saray içinde entrikalar çoğaldı.
IV. Heinrich tahta çıktığında henüz 6 yaşındaydı. Yönetimi, naibi olan annesi Poitoulu Agnes üstlendi. Poitoulu Agnes, Fransız-Akitinya kökenli bir kraliçeydi. Kraliçe Agnes'in nahif, nazik, uzlaşmacı tutumu, yerel Alman prenslerine Karintiya ve Swabia'da belli siyasi ve ekonomik imtiyazlar vermesi, Alman prenslerini tatmin etmekten uzaktı.


Papa Gregorius

PAPALIK KUVVETLENİYOR
Katolik Kilisesi'nde ise ruhban sınıfı, papa seçiminde daha fazla özerklik talep etmekteydi. İleride papalığa da yükselecek olan dönemin başdiyakozu Hildebrand, Papalığın dünyevi hükümdarlıktan bağımsız olmasını savunmaktaydı. Bu bağlamda Hildebrand, imparatorların papayı onaylama yetkisi olan "approbatio" uygulamasına karşı çıktı. 1059'da Papalık tahtına çıkan II. Nicolaus bu konuda ciddi bir adım atarak 13
Nisan 1059'da yayınlandığı "In Nomine Domini" isimli kararnameyle, papaların, kardinal-piskoposlarca seçilmesi sistemini getirdi. Bu ferman her ne kadar imparatorun onaylama yetkisi "approbatio"yu kaldırmasa da pratikte bu yetkiyi etkisiz hâle getirmekte ve kilisenin iç işleyişini imparatorların etkisinden uzaklaştırmaktaydı.
1062'de Alman tarihine geçecek bir olay yaşandı ve imparator, Alman prenslerince kaçırıldı. Alman tarihine "Kaiserswerth Darbesi" olarak geçen bu olayda, İmparator IV. Heinrich Düsseldorf'tayken ve Ren Nehri kıyısındayken bir gemiye davet edildi. Gemiye binen imparator, geminin bir an hareket ettiğini görünce nehre atladı, ancak tekrar yakalanıp Köln'e götürüldü. Bu olay hem henüz çocuk yaştaki imparatorun aşağılandığı hem de imparatorun naibi olan annesinin gücünün kırıldığı bir olaydı. Annesi fiilen iktidarı kaybederken, darbenin ardındaki en önemli isim olan Köln Başpsikoposu II. Anno, kralı fiilen vesayet altına aldı. Daha sonra ise tarihçi ve din adamı Bremenli Adam, imparatorun üzerinde siyasal nüfuz sahibi oldu.
1063'te 13 yaşındayken, ilk kez Macaristan üzerine yapılan bir sefere katılan IV. Heinrich, Macar tahtını gasp eden I. Bela'ya karşı, Solomon'a destek verip başarılı oldu. Amcası Bela bu seferde ölürken imparatorluk orduları İstolni-Belgrad'a girmiş ve Solomon bu şehirde Macar tacını giymiştir.
IV. Heinrich 1065'te resmen reşit ilan edildi. Genç imparator, saltanatının ilk yıllarında Almanya'nın kuzeyindeki Sakson isyanlarıyla uğraşmak zorunda kaldı. İmparator büyük bir mücadele sonucunda isyanları bastırdı ve 1075'teki Langensalza Muharebesi'nde Saksonya Dukalığı'nı mağlup etti.
IV. Heinrich Saksonlar'la uğraşırken, imparatorlukla iyi ilişkilere sahip olan Papa II. Aleksander ölmüş ve yerine Papa VII. Gregorius geçmişti. Asıl ismi Hildebrand olan Papa, daha gençliğinde kilisenin dünyevi otoriteden bağımsız hareket etmesi gerektiğine inanan biriydi. Papalık makamının bütün dini makamlardan ve kurumlardan üstünlüğüne inanmaktaydı. IV. Heinrich ise taşrada oldukça kuvvetli siyasi etkiye sahip olan piskoposları kendisi seçmeye devam etmek istiyordu. Zira çocuğu olmayan piskoposlar, imparatorlar için daha güvenilir yöneticilerdi.
Kriz İtalya'nın en önemli dini, ekonomik merkezlerinden Milano Piskoposu Tedald'ın atanması sırasında çıktı. Kilisede reform isteyen ve "simoni" denilen kilise makamlarının satılması işlemine karşı çıkan papa, Patarino denilen ve Milano halkının desteğini de alan piskoposlara destek verdi. Buna karşılık imparator hem bu gelir kaybından hem de kendisine yakın bir ismin atanması ayrıcalığından feragat etmek istemiyordu. Heinrich, Milano başpiskoposu olarak Tedald'ı atadı ve onu Lombard piskoposlarına kutsattı. Ancak papa kendi adamı Atto'nun piskopos olarak atanmasını istedi ve Tedald'ı aforoz etti.