Osmanlı döneminde hayal satanların akıbeti hiç iyi olmadı

Hayaller satılarak dolandırılan kişiler ve bu işi meslek edinen dolandırıcılar hiç bitmiyor. Tarih boyunca insanlar başka maddeleri altına çevirmeye çalışmış, bu yüzden de birçok dolandırıcılıklar meydana gelmişti

Osmanlı'nın kudretli padişahı IV. Murad'a altın yapacağım diye gelip sahtekârlıkları ortaya çıkan simyacıları ise sultan ya idam ettirmiş ya da kafasını kestirip denize attırmıştı


Bakır, kurşun gibi metalleri genellikle altına dönüştürmeye çalışan simya, tarih boyunca hep gözde bir yalancı bilim oldu. Kralların, sultanların saraylarında simyacılar çalıştı. Simyacılar kitaplar yazıp geliştirdikleri formülleri gizli sembollerle ifade ettiler.
Simyacıların metalleri altına dönüştürmek için kullandıkları maddeye "simyacı taşı" veya "felsefe taşı" denirdi. Bu taş dokunduğu her maddeyi altına çevirdiği gibi, felsefe taşından elde edilecek iksir de içen insanlara ölümsüzlük getirecekti.
Simya alanında İslam dünyasında da önemli çalışmalar yapıldı. Ebubekir Razi'nin çalışmaları Avrupa dillerine çevrildi. Ancak 17. yüzyıldan sonra simya araştırmaları azaldı.
Bilimin gelişmesiyle birlikte bu yolla altın yapılamayacağı anlaşılınca simyacılar tarih sahnesinden çekildiler. Simyacılar araştırmalarıyla altın yapamadılar, ancak kimya ilminin gelişmesini sağladılar.


19. yüzyılda Diyarbakır.

SAHTEKÂR KADIN SİMYACI
Dünyanın nadir rastlanan kadın simyacılarından biri ise Dördüncü Murad döneminde faaliyet gösteren Maanoğlu Fahreddin'in kızıydı.
Dördüncü Murad döneminde Lübnan'da isyan eden Dürzi emirlerinden Maanoğlu Fahreddin idam edilmiş, hayatta kalan oğulları ise Enderun'a alınmıştı. Maanoğlu Fahreddin'in ailesinden yakalanamayan bir kişi vardı, o da kızıydı. Maanoğlu'nun kızı, erkek kılığında kaçarak Diyarbakır'a gitmişti.
Diyarbakır'da Rumiye Şeyhi'nin yanına sığınan kız bakırı gümüş, gümüşü de altına dönüştürüyordu. Bu yaptıklarıyla herkesi kendisine hayran bırakmıştı ancak kimse değişenin madde mi yoksa sadece renk mi olduğuna bakmamıştı.
Bir süre sonra, 1638'de Bağdat seferine çıkan Dördüncü Murad, Halep'te konakladı. Rumiye Şeyhi, Halep'e padişahın yanına giderek birçok hediyeyle birlikte Maanoğlu'nun kızının yaptığı altın külçelerini de "Hünkârım sana hazine lazımdır. Bu bilgi, evliya sanatıdır, ancak bu kız bir yolla ona ulaşmış. Sultanım dilerse yapar" diyerek Dördüncü Murad'a sundu.


Altın yapmaya çalışanlar

PADİŞAH İDAM ETTİRDİ
Sultan, Rumiye Şeyhi gibi bölgenin saygın bir isminin söylediklerine itibar etti. Halep'ten Diyarbakır'a geçince kızı yanına getirtip altın yapması için 100 altın verdi. Kıza da ihtiyaçları için bol miktarda para verildi.
Bağdat seferine devam eden Dördüncü Murad, işini sağlama almak için madenlerden anlayan bir kapıcıbaşıyı kızın yanında bırakmıştı.
Padişah ayrıldıktan sonra Maanoğlu'nun kızı gününü gün etmeye, kendisine verilen paraları eğlencelerde harcamaya başladı. Kapıcıbaşı, "Bir şeyler yap, ondan sonra eğlen" deyince, kız daha önce Rumiye Şeyhi'ne yaptığı gibi sarartılmış madenleri ona verdi. Ancak kapıcıbaşı bunların sahte olduğunu söyleyince Maanoğlu'nun kızı, "Zamanla daha iyilerini yaparım" dedi.
Aradan zaman geçti, ancak altın ortaya çıkmadı. Kapıcıbaşı, bunun üzerine hünkâra bir mektup yazarak kızın sahtekâr olduğunu haber verdi. Maanoğlu'nun kızı ise bu arada gününü gün etmeye devam ediyordu.
Beş ay sonra Diyarbakır'a dönen Dördüncü Murad, Maanoğlu'nun kızını ibret-i âlem için Diyarbakır meydanında astırdı. Kendisine bir sahtekâr getirdiği için Rumiye Şeyhi'ni de öldürttü.