Tarih boyunca farklı milletlerin yönettiği İran'da dış politika fazla değişmemiştir. Daha önce imzaladıkları antlaşmaları gerektiğinde önemsiz hâle getirip rakip milletlerin dengeleyici güçlerini birbirlerine karşı kullanan, sabırla müzakereleri uzatıp zaman kazanan, böylece karşısındaki muhatabını ikrah ettirerek meseleleri kendi lehine çözmeye çalışan bir dış politika anlayışı tarihten günümüze kadar gelmiştir
Yıllardan beri ABD tehdidi altında olan İran zaman zaman bütün dünyayı şaşırtan dış politika hamleleri yapar. Bütün Ortadoğu, Amerika İran'a saldırmasın diye uğraşırken İran bu çabaların açtığı pencereyi kullanarak zaman kazanır ve iyi niyetli arabulucuları devre dışı bırakıp direkt Amerikalılarla anlaşır.
İran'ın dış politikasını inceleyen ABD'li stratejistlere göre İran'la müzakere iyi niyetle değil, iyi tasarımla yönetilebilir. Müzakerecilerin görevi güven üretmek değil, kurnazlığa minimum alan açacak bir mimari oluşturmak olmalıdır. Aslında bu taktikler yeni değildir. Tarih boyunca farklı milletlerin yönettiği İran'da dış politika fazla değişmemiştir. Tufan Gündüz'ün İran'la ilgili çalışmaları ve "The Cambridge History of Iran"da bu konuda teferruatlı bilgi bulunur.
Hollandalı elçiler.
BASRA KÖRFEZİ MÜCADELESİ
1587'de tahta çıkan Şah Abbas zamanında İran güçlenmeye başladı. Safevi hükümdarı, 1603-1629 arasında ülkesini dünya ticaretinin merkezlerinden birisi hâline getirmeye ve Osmanlıları ekonomik açıdan çökertmeye uğraştı. Şah, bu sıralarda Hint ticaretinde Portekiz ve İspanyolların yerini almaya başlayan İngilizler ve Hollandalılara bazı imtiyazlar vererek doğrudan doğruya İran'a yönlendirmek istedi.
İran'ın bu dönemdeki politikası, Basra Körfezi'ne hâkim olup ticaret yollarını Osmanlı'dan uzaklaştırmaktı. Allahverdi Han, 1602'de Bahreyn'i ele geçirmişti. Portekizliler, Mayıs 1621'de Kişm Adası'nı işgal ederek burada bir kale kurdular. Bu ada 1552'de Piri Reis tarafından ele geçirildiyse de Osmanlı hâkimiyeti uzun olmamıştı. Safevi komutanı İmam Kulu Han, Kişm'i ablukaya aldı. İran yönetimi, ayrıca bölgeye gelen İngilizlerle işbirliği yaparak Kişm Adası'nı Portekizlilerden geri almaya çalıştı.
İngilizler, Şubat 1622'de karaya topları çıkararak kaleyi bombaladılar. Daha iyi atış yapmak için surları ölçmeye çalışan kâşif William Baffin bu çatışmada öldürüldü. Sonunda Portekizliler teslim olunca İranlılar kaleye yerleşti. Ardından İngiliz ve İranlılar, Portekiz'in 108 yıl önce işgal ettiği Hürmüz'ü Nisan 1622'de aldılar. İran tarafında olan ve Portekizlilerin işgal ettiği Gamrun İskelesi de alındı.
Şah Abbas'ın emriyle Hürmüz'deki liman tesisleri yıkılarak taşlarıyla karşı sahilde bulunan Gamrun imar edildi. Hürmüz'deki bütün ticari faaliyetler şaha nispetle Bender Abbas ismi verilen bu yeni liman şehrine kaydırıldı. İran şahı, Basra Körfezi'nde Bender Abbas ismiyle yeni bir şehir kurarak Osmanlı ekonomisi için hayati öneme sahip İpek Yolu'nun güzergâhını bu şehre yönlendirmeyi planlamıştı.
Portekizliler, 1629-1630 kışında Kişm Adası'nı tekrar ele geçirdiler. Bölgede Portekiz ticareti canlandı. İranlılar, savaşla adayı geri almak yerine adayı kullanmak karşılığında Portekiz'e haraç vermeyi kabul ettiler. Şah Abbas'ın ölümü ve İmam Kulu Han'ın idamından sonra bu haraç ödemesi devam etmedi. Ancak 1673'e kadar Portekizliler, adanın kullanımı için Safeviler'den haraç talep etmeye devam ettiler.
Kişm Adası
SAHNEYE HOLLANDALILAR ÇIKTI
Bu sırada bölgeye dünya ticaretinin yeni yıldızı Hollanda ulaşmıştı. Ticaret dengesini korumaya önem veren ve ülkeden para çıkışını istemeyen İranlılar, Hollandalıları kendi belirledikleri fiyattan her yıl en az 300 yük ipek satın almaya zorlamaya çalıştılar. Bu durum işlerine gelmeyen Hollandalılar, bütün çabalarına rağmen İranlılarla bir ticaret anlaşmasının müzakeresini bile yapamadılar.
1644'te İsfahan'a gelen bir Hollanda elçi heyeti, kendisine kötü muamele edildiğini söylüyordu ve İran'la kabul edilebilir bir uzlaşma sağlayamamıştı. Bunun üzerine ertesi yıl 1645'te Hollandalılar, Kişm'deki İran garnizonuna saldırdılar. Bender Abbas'ı topa tuttular. Hollandalılar kaleyi ele geçirememişlerdi, ancak İran'a baskı yaparak ticarette bazı imtiyazlar almışlardı.
Hollandalılar, şahın tüccarlarından yüksek fiyata ipek alabiliyor, piyasadan daha ucuz ipek aldıklarında ise yüksek ihracat vergisine muhatap oluyorlardı. 1645-1649 yılları arasında İran'a gönderilen üç Hollanda elçilik heyeti yine eli boş döndü. Hollandalılar daha sert askeri tedbirler almaya hazırlandılar, ancak İngiliz tüccarların bu durumdan yararlandığını görerek bundan vazgeçtiler.
Nihayet 1651'de Hollandalı diplomat Joan Cunaeus, karşılıklı alacak-verecek iddialarını ve ipek sözleşmeleri meselesini çözmek amacıyla bir elçilik heyetiyle İran'a gitti. Şah II. Abbas, müzakereyi veziri ve danışmanlarına bıraktı. Cunaeus, onlara ve saraydaki diğer yüksek rütbeli kişilere de hediyeler dağıtmak zorunda kaldı. Hollandalılar, İran'la imzalanan antlaşmaların ne kadar az önemi olduğunu bir kez daha gördüler.

2