Ege'de 241 yıl önce yaşanan deniz kazasında 644 kişi öldü

Osmanlı tarihinin en büyük deniz kazalarından biri 1785 Kasım'ında meydana geldi. Adalar Denizi'nde (Ege Denizi) fırtınaya yakalanan Ülgünlü Arnavut Uzun Hasan Reis'in 650 mürettebatlı gemisi battı. Gemiden sadece 6 kişi mucize eseri kurtulabildi

Gelişen teknolojiye rağmen gemi kazaları günümüzde de devam ediyor. Bir geminin battığını duyduğumuzda aklımıza öncelikle arama- kurtarma ekipleri, sahil güvenlik, dalgıçlar ve enkaz çalışmaları geliyor. Osmanlı döneminde de yaşanan kazalar ve sonrasında yaşananlara dair araştırmalar yapılmıştır. Gemi kazalarına dair Halil Sahillioğlu, İdris Bostan, Mustafa Çırpan, Şenay Özdemir, Burak Kocaoğlu ve Gökay Karaduman- Dorukan Selçuk'un çalışmalarına bakılabilir.

İSTANBUL ÖNLERİNDE DENİZ KAZALARI
Osmanlı dönemi kayıtlarında gemi kazaları için çoğunlukla "kazazede" nitelemesi kullanılırken, çatışmalarda batan gemiler için "gark olmak", yananlar içinse "ihrak olmak" tabirleri öne çıkar. Kazaların en önemli sebeplerinden biri şiddetli fırtınalardı.
Akdeniz ve Karadeniz'in şiddetli fırtınaları, ahşap tekneleri kimi zaman açık denizde kimi zaman ise sığındıkları limanlarda batırabiliyordu. Bunun yanında seyir teknolojisinin kısıtlılığı, karaya oturmalar, su alma ve kıyılarda tüccar gemilerini yağmalamak isteyenlerin yaktığı sahte fener ışıkları kazalara davetiye çıkarıyordu.

1742-1779 yılları arasındaki İstanbul Ahkâm Defterleri'nden istifade edilerek yapılmış bir araştırmada Kasım ve Aralık ayında yoğunlaşan 138 farklı kaza tespit edilmiştir. Kazaların yüzde 43'ü Avrupa yakasının Karadeniz girişinde; yani İğneada, Midye ve Terkos hattında olduğu ortaya koyulmuştur. Anadolu yakasındaki Şile, Kefken ve Kandıra hattı ise yüzde 29'luk oranla ikinci sırada yer almıştır. Bu veriler, Karadeniz'den Boğaz'a giriş yapmaya çalışan gemilerin, dönemin yetersiz seyir teknolojisi ve ani bastıran fırtınalar nedeniyle ciddi bir batık riskiyle karşı karşıya kaldığına işaret etmektedir.

BÜYÜK DENİZ FACİASI
Osmanlı tarihinin en büyük deniz kazalarından biri 1785 Kasım'ında I. Abdülhamid'in padişahlığı döneminde meydana geldi. Vasıf ve Taylesanizâde tarihlerine göre hadise şöyle meydana gelmişti: Mürg-i Bahri isimli gemi 1785 baharında Akdeniz'e açıldı. Tersane-i Âmire kaptanlarından Ülgünlü Arnavut Uzun Hasan Kaptan ve İkinci Reis Mehmed idaresindeki gemide 650 mürettebatı vardı.
Gemi 1772'de Rodos'ta yapılmıştı ve 13 yaşındaydı. Yaklaşık 30 metre boyundaydı. Gemi 1784'te vefat eden Cafer Paşa'nın muhallefatından devlete intikal etmişti. Mürg-i Bahri, Akdeniz'de dolaşırken donanmai hümayundan uzaklaşmıştı. Adalar Denizi'nde (Ege Denizi) Amargos Adası açıklarında fırtınaya yakalandı. Ardı ardına gelen dalgalar, geminin baş kısmında ağaçtan yapılmış arslan figürünü yerinden kopardı. Geminin altına düşen arslan heykeli dalgaların şiddetiyle gemiye çarparak, gövdesinin delinip, su almasına sebep oldu ve gemi battı. Gemiden sadece 6 kişi kurtulabildi.
Geminin güvertesindeki kaptan köşkü yerinden kopup, denize düşmüş, bahr tarafından içindekilerle sahile doğru itilmişti. Böylece 6 kişi mucize eseri kurtulmuştu. Boğulan gemi personelinin ailelerine devlet tarafından yardımlar yapıldı.
Kısa bir süre sonra 1799'da İzmir'den asker taşıyan bir gemi demirliyken şiddetli fırtınaya yakalandı. Mürettebat, gemiyi kurtarabilmek için lenger halatlarını kesmesine rağmen başarılı olamadı. Gemi kazazede oldu. Askerlerin bir kısmı kayıklarla karaya çıkarılabildi.


BATIK ÇIKARMA
Bir geminin battığı haberi İstanbul'a ulaştığında kazanın meydana geldiği bölgedeki yöneticilerden bilgi talep ediliyor ve batığın bulunduğu yerin araştırılması emrediliyordu. Bunun için ise çoğu zaman donanmadan kaptanlar görevlendiriliyordu. Yerel yöneticilerden de bu kişilere yardımcı olmaları bekleniyordu. Batıkta ne bulunduğunun tespit edilmesi gerekiyordu. Bunun için keşif yapılıyor, çıkarılabilecek malzemeler belirleniyor ve bunlar deftere kaydediliyordu. Bu sürecin en önemli figürleri ise dalgıçlardı.