Çocuk sayımız böyle düşerse tarih sahnesinden çekiliriz

Türkiye, son yıllarda artan jeopolitik etkisi ve gelişen savunma sanayiine rağmen, gelecekteki konumu için büyük bir stratejik engelle karşı karşıya: Hızlı ve derin demografik çöküş. Türkiye'nin doğurganlık hızı 2000'de 2.49 iken 2025'te 1.42'ye kadar düştü. Nüfusumuzun kendini yenileyememesi ciddi bir risktir. Türkler için savaştan bile daha önemli bir tehdittir. Böyle gidersek 2100'de Türkiye'nin nüfusu 25 milyona kadar düşerken yaşlı nüfusumuzun toplam nüfusumuzun yarısına yükselme ihtimali fazladır. Nüfusumuzun azalmasını ve yaşlı nüfus olmamızı engelleyemezsek Anadolu'nun yaşlı milletlerinden biri olarak tarih sahnesinden çekiliriz

Osmanlı Beyliği, bir imparatorluğa dönüşürken bu durumda nüfusunun kalabalık olmasının da önemli bir rolü vardı. Bu dönemde Avrupa'daki birçok devletten daha fazla nüfusa sahip olan Osmanlı İmparatorluğu, 10 milyon kilometrekarelik bir coğrafyaya hükmetmişti. Ancak 17. yüzyıldan itibaren nüfus dengesi Osmanlı'nın aleyhine döndü.


16. yüzyılda çocuklar bayram şenliğinde.

İMPARATORLUĞU KAYBETTİK
Osmanlı İmparatorluğu'nun nüfusu 17-18. yüzyıllarda fazla artmazken, Avrupa'nın nüfusu 100 milyondan 190 milyona çıkarak iki misline yakın arttı. Tarihçi Charles Issawi, 17. yüzyılın başlarında Avrupa'nın altıda biri olan Osmanlı nüfusunun, iki asır sonra yani 18. yüzyılın sonlarında onda birine gerilediğini söyler.
Avrupa ülkeleri nüfus artışları sayesinde yavaş yavaş gelişmekte olan sanayi kollarına ucuz iş gücü temin edebildi. Ayrıca savaşlarda asker teminindeki zorluklar aşıldı ve Avrupa ordularının büyüklüğü arttı.
İmparatorluğun son iki asrında Osmanlı nüfusu hemen hemen aynı kalırken, Rusya'nın nüfusu 10 misli arttı. Ordu büyüklükleri karşılaştırıldığında Rus ordusu, Türk ordusunun beş misline yakın bir büyüklüğe ulaşmıştı. Bu yüzden Ruslara karşı yaptığımız savaşları kaybettik. Artmayan nüfusumuz bize milyonlarca kilometrekarelik bir imparatorluğu kaybettirdi.

CUMHURİYETİN NÜFUS POLİTİKASI
Cumhuriyet döneminde farklı nüfus politikaları uygulandı. 1923-1963 yılları arasında "pronatalist politikalar", yani nüfus artış hızını yükseltmeye yönelik politikalar uygulandı. Cumhuriyet kurulduğu zaman Atatürk'ün en büyük amaçlarından biri 13 milyona düşen Türkiye'nin nüfusunu artırmaktı.
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren izlenen politikalarla nüfusumuz her yıl arttı.
1950'lerin sonlarından itibaren küresel örgütlerin propagandalarına göre hareket edenler, Türkiye'de nüfusun ekonomik kalkınmayı engellediği yönünde zemin oluşturmaya başladılar. Bunun sonucu olarak da 1963-2005 yılları arasında "antenatalist politikalar", yani nüfus artış hızını azaltmaya yönelik politikalar izlendi. Vakıflar, dernekler, bazı politikacılar, bazı işadamları ve basın, nüfus artışının milli geliri düşürdüğünü ve büyük sorunlara yol açtığını söyleyerek nüfus artışını öcü gibi gösterdiler. İki çocuklu aile "ideal aile" olarak gösterildi.


Cumhuriyet Gazetesi'nde çok çocuklu ailelerin resimleri.

SAVAŞTAN BİLE TEHLİKELİ
Türkiye nüfus meselesinde dönülemez bir kâbusa doğru gidiyor. Nüfus artış hızımız durma noktasına geldi. 1935'te yıllık nüfus artış hızımız binde 21.1, 1950'de 21.7, 1955'te 27.8, 1960'ta 28.5, 1970'te 25.2, 1985'te 24.8, 1990'da 21.7, 2000'de 18.2, 2010'da 15.8 oldu. Yıllık nüfus artış hızımız 2020'de binde 5.5, 2024'te ise 3.4'e kadar geriledi. 1960'ta yıllık yüzde 2.85 oranında artan nüfusumuz, 2025'te sadece BİNDE 5 arttı. Yani artık nüfusumuz azalmaya başlıyor.
Türkiye'nin doğurganlık hızının 2025'te 1.42'ye inmesi nüfusumuzun yaşlanmasının çok hızlandığına işaret ediyor. 1970'lerde Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinde doğurganlık hızı 2-3 çocuk civarındayken, Türkiye'nin doğurganlık hızı 5 çocuğun üzerindeydi. 2000'de Türkiye'nin doğurganlık hızı 2.49, OECD ülkelerinin ortalaması 1.83, Avrupa Birliği ortalaması ise 1.44'tü. Bu yıllarda Türkiye çok iyi durumdaydı. Genç ve artan nüfusuyla öne çıkıyordu. Doğurganlık hızımız ilk defa 2017'de 2.08'e düşerek nüfusun yenilenme düzeyi olan 2.1'in altına indi. 2023'te Avrupa Birliği ülkelerinin doğurganlık hızı ortalaması 1.39'a, Türkiye'ninki ise 1.51'e düştü. 2025'te ise doğurganlık hızımız 1.42'ye kadar düştü.
Bir ülkenin dinamik olabilmesi için 15 yaş altı nüfusun toplam nüfusa oranı en az yüzde 30 olmalıdır. Yaşlı nüfusun da toplam nüfusun yüzde 15'ini aşmaması gerekir. Şu anda 0-14 yaş nüfusumuz yüzde 20'ye düşerken yaşlı nüfusumuz ise toplam nüfusun yüzde 11'ine yükselmiştir. 2035'te 0-14 yaş nüfusumuz yüzde 15'e düşerken, yaşlı nüfusumuz da yüzde 15'e yükselecektir.
Doğurganlık hızımızın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2.1'in altına inmesi nüfusumuzun yaşlanma eğilimine girdiğini gösteriyor. Nüfusumuzun kendini yenileyememesi ciddi bir risktir. Gerçek bir beka sorunudur. Bu birçoğumuzun fark edemediği, Türkler için savaştan bile daha önemli bir tehdittir.

YAŞLI BİR ÜLKE OLUYORUZ
Genç nüfusuyla övünen ülkemiz, Avrupa'nın yaşlı ülkeleri arasına doğru hızla gidiyor. Türkiye'nin genç nüfusu (15-24 yaş) 45 yıldır sürekli düşüyor. 1980'de toplam nüfusumuzun içinde yüzde 20.2 olan genç nüfusumuzun oranı 2024'te yüzde 14.9'a düştü. Doğurganlık hızımız bu şekilde düşmeye devam ederse 2050 yılına gelindiğinde genç nüfus oranımız yüzde 10'un altına düşecek. Bu felaket ötesi bir durum. Acilen önlemleri artırıp yeni çözüm yolları bulmamız lazım. Yaşlı nüfusumuzun ağırlıkta olacağı, işgücü sıkıntısının artacağı bir nüfus yapısına doğru son hızla gidiyoruz. Başta tarım olmak üzere birçok alanda ihtiyacımız kadar çalışacak işgücü üretemeyeceğiz.