100 yıllık mücadele Kerkük petrolleri

Türkiye 100 yıl önce 1926'da Musul-Kerkük mücadelesini kaybetti ve sadece Musul petrollerinden 25 yıllığına bir pay aldı. Petrollerden aldığı hissenin ödemesi de 1955'te sona erdi. Geçen hafta ise Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), BP Energy Company of Kirkuk Limited'in yüzde 15 hissesini satın aldı. Bu anlaşmayla Türkiye, BP ile beraber Kerkük'teki sahalara ortak oldu

Osmanlı'nın son dönemlerinden itibaren Kerkük'te bulunan petroller üzerine büyük bir mücadele başladı. Cumhuriyet döneminde de bu mücadele devam etti. Türkiye'nin Musul petrolleriyle ilgili mücadelesi Nevin Yazıcı'nın "Petrol Çerçevesinde Musul Sorunu: 1926-1955" isimli eserinde teferruatlı olarak anlatılır. Ayrıca Arzu Terzi ve Uğur Sipahioğlu'nun çalışmalarında da konu hakkında bilgi vardır. Nevin Yazıcı'ya göre gelişmeler şu şekilde olmuştur.


Kerkük petrolleri.

TÜRK PETROL ŞİRKETİ KURULDU
1912'de Musul ve Bağdat vilayetlerinde petrol arama ve işletme imtiyazı almak için İngiliz ve Alman şirketlerinin ortaklığıyla Turkish Petroleum Company (Türk Petrol Şirketi) kuruldu. I. Dünya Savaşı sürerken İngiltere, Türkiye Petrol Şirketi'nde Deutsche Bank'ın payına el koyarak Fransa ile işbirliği yapmaya başladı. 20 Nisan 1920'de imzalanan San Remo Anlaşması'yla Turkish Petroleum Company'den Fransa'ya yüzde 25'lik bir hisse vererek Irak'ta yeniden petrol arama işine girdiler. Ancak Amerika'nın devreye girmesiyle Amerikan şirketleri de ortaklığa dâhil oldu.
İngiltere tarafından Irak'a yüzde 20'lik pay, katılım seçeneği olarak sunuldu. Ancak Irak hükümeti bunu kabul etmedi. Bunun üzerine Amerika ve İngiltere tarafından Irak'a yapılan baskılar neticesinde 14 Mart 1925'te Irak hükümetiyle İngiliz-Amerikan-Fransız hissesinin yer aldığı Turkish Petroleum Company arasında 25 yıllık süreyle petrol imtiyaz sözleşmesi imzalandı.
Bu anlaşmanın ilk maddesine göre, Irak hükümeti anlaşmadaki şartlar dâhilinde, petrol, neft yağı, doğalgaz ve yer mumu araması, sondajı, çıkarılması ve bu maddelerle benzerlerinin aranması, çıkarılması, işletilmesi, taşınması ve satılmasıyla ilgili tüm ticari faaliyetlerde bulunma ayrıcalığını şirkete verdi. Turkish Petroleum Company, 8 Haziran 1929'da Irak Petroleum Company (Irak Petrol Şirketi) adını aldı.


Tevfik Rüştü Aras

MUSUL ELİMİZDEN ÇIKTI
Türkiye, Lozan'da Musul meselesini çözemedi. Musul meselesinin Lozan görüşmeleri dışında ikili görüşmelerle 9 ayda çözümlenmesine karar verildi. Şayet öngörülen sürede iki hükümet bir anlaşmaya varamazsa mesele Milletler Cemiyeti'ne götürülecekti. İngiltere meselenin gidişatını istediği şekle sokmuştu. Görüşmeler netice vermeyince mesele Milletler Cemiyeti'ne intikal etti. 16 Aralık 1925'te Milletler Cemiyeti, Musul vilayetinin Irak'a ait olması yönünde karar verdi.
5 Haziran 1926'da Ankara'da Tevfik Rüştü (Aras), Nuri Said ve Ronald Charles Lindsay, Türkiye, İngiltere ve Irak arasında yapılan "Türkiye-Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşması"nı imzaladılar. Bu antlaşmayla Türkiye-Irak sınırı çizildi.


Ronald Charles Lindsay

TÜRKİYE'YE YÜZDE 10'LUK ÖDEME
Türkiye, İngiltere ve Irak arasında 1926'da yapılan antlaşmanın Irak petrollerinden Türkiye'ye yapılacak ödemeyle ilgili hükmü 14. maddede yer aldı. Buna göre Irak hükümeti, anlaşmanın yürürlüğe girmesinden başlayarak 25 yıl süreyle 14 Mart 1925'te Turkish Petroleum Company ile yaptığı petrol imtiyazı sözleşmesine göre elde edeceği gelirin yüzde 10'unu Türkiye'ye ödeyecekti. Daha sonra 14. maddeye getirilen ek bir hükümle Irak hükümeti bu mükellefiyetten şayet Türkiye yüzde 10'luk hissesini sermayeye çevirmek isterse 500 bin sterlin ödeyerek kurtulacaktı. Türkiye bu seçeneği kullanmayarak 25 sene boyunca yüzde 10'luk ödeme almayı kabul etti.
1927-1933 yılları arasında Irak'taki petrol üretimi yıllık 100 ila 120 bin ton arasında gerçekleşti. Bu üretimin tamamı iç tüketimde kullanıldığı için Ankara Antlaşması'nın 14. maddesi kapsamında Türkiye'ye yapılması öngörülen ödemeler henüz başlayamadı. Bununla birlikte, ödemelerin gecikmesini yalnızca Irak'ın iç tüketim ihtiyacının karşılanmasına bağlamak yeterli değildir. Aynı dönemde dünya petrol piyasasında arz fazlasının ortaya çıkması, petrol fiyatlarının düşmesine ve üretimin kota uygulamalarıyla sınırlandırılmasına yol açmıştı.
Irak Petrol Şirketi ile Irak hükümeti arasında 24 Mart 1931'de imzalanan yeni petrol antlaşması, Türkiye'nin Ankara Antlaşması'nın 14. maddesinden doğan haklarının yeniden yorumlanmasına yol açtı. Ticari petrol üretiminin henüz başlamamış olması sebebiyle Irak Petrol Şirketi, Irak hükümetine asgari kira veya avans niteliğinde yıllık 400 bin sterlin ödeme yapmayı kabul etti. Bu durum karşısında yaşanan gelişmeleri yakından takip eden Türkiye, bu ödemelerden de yüzde 10 oranında pay talep etti.
Türkiye, Ankara Antlaşması ile tanınan hakkının yalnızca ticari petrol üretiminden elde edilen gelirleri değil, petrol imtiyazı kapsamında Irak hükümetine yapılan tüm ödemeleri kapsadığını ileri sürdü. Bunun yanı sıra 25 yıllık sürecin, anlaşmanın imzalandığı tarihten itibaren değil ilk ödemeyi aldığı zamandan itibaren başlaması gerektiğini savundu. Uzun tartışmalardan sonra Irak Petrol Şirketi'nin Irak hükümetine ödediği 400 bin sterlinin yüzde 10'unun Türkiye'ye verilmesi kabul edildi. Böylece anlaşmanın süresi 1931 yılında başladı. Irak Kralı Faysal, 6 Temmuz 1931'de Türkiye'yi ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında Faysal, Irak Petrol Şirketi'nin Irak hükümetine yapacağı meblağın yüzde 10'unu Türkiye'ye vermeyi kabul ettiğini söyledi.


Kerkük

GELİR PAYLAŞIMI DEĞİŞTİ
1950'li yıllarda Ortadoğu'da petrol üreten devletler ile yabancı petrol şirketleri arasında imzalanan yeni imtiyaz anlaşmalarıyla petrol gelirlerinin paylaşımında önemli bir değişim yaşandı. Daha önce uygulanan sistemde petrol üreten devletlerin gelirleri büyük ölçüde üretim miktarı üzerinden hesaplanan "royalty" ödemeleriyle sınırlıyken bundan sonra petrol şirketlerinin elde ettiği kârın yarısının gelir vergisi yoluyla ev sahibi devlete aktarılması kabul edildi.