Geçtiğimiz günlerde müzisyen Victor Jara'nın öldürülmesiyle bağlantılı olarak aranan son isim, Pinochet dönemi askeri Nelson Haase Mazzei yakalandı.
Jara, Latin Amerika'nın folk sanatçısıydı; kitleler tarafından sevilen ve benimsenen şarkıları dilden dile yayılmıştı.
Bundan tam elli üç yıl önce ise Şili'de, cunta güçleri tarafından bir stadyuma götürüldü. Tanıklara göre günlerce işkence gördü. Bir daha gitar çalamasın diye elleri kırıldı, dövüldü, tekmelendi. Ağır işkenceye rağmen stadyuma getirilen diğer tutuklulara moral vermek için ölümüne kadar şarkılar söyledi. Cesedi Santiago yakınlarında bulundu. Onun sazından yayılan ezgiler tüm dünyadaki özgürlük savaşçıları için direnç kaynağı oldu yıllarca. Victor Jara'nın acıklı hikâyesi bizim ülkemizdeki pek çok isme benziyordu. Ama tek bir farkla. Seneler sonra bile olsa onun katilleri takip edildi ve cezaevine gönderildi. Bizde ise aşina olduğumuz cezasızlık, katillerimizin erişimine bile müsaade etmedi.
***
Bizim ülkemizin simge isimlerinden biri de bir yaz günü öldürülen, sendikal hareketin öncü lideri Kemal Türkler'di. Yıl 1980'di. Memleketin siyasal atmosferi kaynama noktasındaydı. Temmuz sonunda dönemin başbakanı Nihat Erim öldürülmüş; onun cenaze töreni nedeniyle İstanbul trafiği kilitlenmişti. Mütevazı bir kahvaltı masasında Türkler'in eşi Sabahat Hanım, kocasının "hiç değilse bir gün işe gitmemesini" rica etti. Ama Kemal Bey durur mu Karısına sarıldı, onu sevecen sözlerle ikna etti, ceketini giyinip koşar adım çıktı evden. ünkü bir gün bile bekleyemezdi sınıf mücadelesi, işçilerin hakları, alın terinin, emeğin karşılığı için. Bu sırada turuncu Renault marka bir araba yanaştı sokağa. Türkler'in bindiği arabaya çapraz ateş açtı. Küçük kızı Nilgün merdivenlerden koşarak inip babasının katiliyle burun buruna geldi. Babası ağır yaralıydı. Hastaneye götürülürken Kemal Türkler'in son sözü duyuldu: "Benden işçilere selam söyleyin!"
***
DİSK'in kurucu başkanı Kemal Türkler, defalarca önü kesilmeye çalışılsa da işçilerin her zaman yanındaydı. 15- 16 Haziran direnişinde en önde o vardı. DİSK'in kapatılmasına karşı çıkan işçilerin örgütlenmesinde de... 1976 yılında 1 Mayıs, ilk defa büyük bir kitleselliğe ulaştı. Beş yüz bine yakın göstericiye konuşan Türkler, "1 Mayıs her şeyden önce, her ülkede ve tüm dünyada, sermaye egemenliğine ve zulme karşı birlik ve mücadele bayrağıdır" diyordu. Ertesi yıl yine onun önderliğinde, Taksim'e yüz binlerce insan sığmadı. Alana yaylım ateşi açıldı, panzerler sürüldü. Böylece otuz üç insanımız yaşamını yitirdi. "Bu meydan kanlı meydan" türküsü kalbimize kazındı.
***
Peki sonra ne mi oldu Türkler'in davasını torunu sürdürdü. Şili'nin tam tersine babasının katilini işaret eden kızı Nilgün Türkler'e, "Katili gördüm" haykırışına rağmen fatura çıkarılmaya çalışıldı. Bu arada siyasi cinayetlerde cezasızlık dışında çok duyduğumuz bir başka sözcük, zamanaşımı uyarınca yargılama dosyası kapandı. Yine ölen öldüğüyle kaldı.

8