İyi insanda yaşama direnci
Kapitalist sistem insanı uyuşturarak rutin hayata mahkûm ederken, şiir ve direniş bize yaşamın değerini yeniden hatırlatabilir mi?
Yazar, kapitalizmin insanı uzmanlaşma ve mikrometrik zaman kontrolü aracılığıyla uyuşturduğunu, böylece iyilik ve direniş bilincini ortadan kaldırdığını savunmaktadır. Bu iddiayı Brecht, Sennett ve tarihsel örneklerle desteklemekte, sendikacılara yönelik baskıyı bu sistemin denetim mekanizmasının parçası olarak değerlendirmektedir. Ancak şiir ve devrimci bilincin bu uyuşturma dumanında insanı yeniden hayata çekebileceğini ileri sürmekle birlikte, uyuşturulan bir halk gerçekten kendi uyuşturmasından kurtulabilir mi?
Brecht'in ünlü oyunu "Sezuan'ın İyi İnsanı"nda, üç tanrı kendi aralarında anlaşıp yeryüzündeki iyi insanı aramaya çıkar; hepsi dünyada iyi insanın olabileceğini kanıtlamak istemektedir. Ne yazık ki hemen herkes onları geri çevirir. Koca şehirde onlara yardım eden tek bir kişi vardır: bir fahişe. Tanrılar da misafirperverliği için genç kadına iyi olmasının karşılığında bir servet bırakır. Ama genç kadın için işler yolunda gitmeyecek, iyilik yaptığı herkesten kazık yiyecek, en sonunda da toplumun kuralına ayak uyduracaktır. ünkü sistem iyiliği saflık olarak sunmaktadır.
***
Büyük İskender'in Hint seferinden sonra yenilgiye uğradığını tarihçiler yazar. Gerçekten de orada âlemlere dalan İskender, aslında savaşmak yerine kendisine verilen hediyelerle ezilmiştir. Böylece iyilik karşısında bir anlamda alt olmuştur.
***
Bir gün tanrı Zeus'la oğlu Hermes iyi insan aramak için kılık değiştirerek dolaşmaya çıkar; çalmadık kapı bırakmazlar. Sonunda bir kulübede yaşayan yaşlı ve yoksul çifte rastlarlar. Karı koca ellerinde avuçlarında ne varsa onlara sunar. Yaşlı çift misafirlerinin tanrı olduğunu öğrenince yoksulluklarından mahcubiyet duyarlar. Bu küçük öykü bize iyi insanın kolay bulunamayacağını söyler. Ayrıca yoksullar, parayla gücü ellerinde tutanlara göre "iyi" olarak adlandırılabilir o döneme göre. Ne yazık ki modern dünya, yoksullara övgü sunabilecek bir alan değildir. Üstelik kapitalizm yalnızca finans alanını güçlendirerek çoğu insanda benlik yitimi yaratacak kadar uzmanlamıştır.
***
Richard Sennett, "Karakter Aşınması" kitabında 1910'lu yıllarda Ford Motor Şirketi'nin Highlight Park Fabrikası'nda çalışan işçilere hayli cömert bir ücret verdiğini yazar. O yıllarda otomobil sektörü zanaata dayalı, işçilerin motor ve kaporta üzerinde birçok karmaşık işlevi gerçekleştirebileceği bir endüstridir. İşçilerin büyük bir kısmı da vasıflıdır. Süreç içinde endüstrileşme geliştikçe vasıflı işçilerin yerini sözde uzmanlaşmış işçiler almaya başlar. Bu da "Ucuz adamlar pahalı makinalara ihtiyaç duyar" söylemini geliştirir. Süreçte her makine, insanı da işletmeye başlar. alışma hayatı dakikalar içinde programlanan bir yarışa dönüştürülür. Mikrometrik zaman hesapları çalışanların terfi ve gelecek planlarını etkiler. Kapitalizm, insan kobayların bu yeni düzene hızlıca uyum sağlayacağından emindir. Böylece rutin hayat standatları içinde kölelik rejimi de kabullenilir. Dahası sistem öylesine herkesi "departmanlar"a ayırır ki çoğunluk, "üzerinde çalıştığı ürün hakkında değişiklik yetkisi olmayan" uyuşturucu bir etki altına girer. Eğer bu rutin insanlığı alçaltıyorsa çalışma düzeninin doğasına saldırmak kaçınılmazdır. Ancak bu mümkün olamaz! ünkü sistem insanı uyuşturmuştur.
***
Son süreçte ülkemizde birtakım sendikacıların kıstırılmasını tam da bu çelişki üzerinden okumak gerekir. ünkü sermaye bir süre sonra denetim ağını artırır. Mesele ezen-ezilen çelişkisinin farkında olmaktan geçer. Öte yandan böyle bir düzene her zaman karşı çıkanlar olduğu kadar uyum sağlayanlar da olmuştur. Yeryüzü bunun için bedel ödeyenlerle doludur. Ancak her şeye rağmen yaşamanın değerini de bize şiir verir.

5