Cezaevi ziyaretleri

Bayram günü en hazin anlar hep cezaevlerinde yaşanır. Hele siyasi mahkûmsanız ve görüş hakkınız engelleniyorsa yürekler kabına bir türlü sığmaz. Dışarıda olanlarsa çaresiz demir parmaklıkların ardını düşünür. Analar, babalar, kardeşler, eşler, evlatlar... Oradaki dostlarını, tanışlarını, hiç karşılaşmasa da bildiklerini, uzaktan gördüklerini aklına getirir sürekli..

Bayram şekerle değil acıyla bütünleşir. Böyle zamanlarda sözcükler kendi günlüğünü dayatır bize. ünkü şiir başlı başına insanlığın direnç anıtıdır, bugünden geleceğe bırakılan aktarımı en hızlı mirastır. Dünün şiiri nasıl yazıldıysa bugünün de şiirinin yazılacağını görmek istersiniz sözcüklere sığınınca. Ataol Behramoğlu'nun Barış davasından 12 Eylül zindanlarında yattığı dönemde kızına yazdığı o şiiri gözyaşlarıyla içinize alırsınız:

"Gecemin üzgün çiçeği sen, yavrum./ Dargın yüzünü görebilsem yavrum/ Babalar daha çok görebilsinler diyedir çocuklarını/ Tutsaksam şimdi ve sana hasretsem yavrum"

Sonra bir anda karşınıza Meriç Kahraman ile kızı Vera'nın Silivri'deki sekizinci bayram ziyareti haberi çıkar. Dünün şiirinin bugünün şiirini de karşıladığını düşünürsünüz Ataol Behramoğlu'nun yazdıkları sayesinde...

Barış'lar, Vera'lar ağlamasın diyedir boğazınızda bir top yumağa dönen yutkunmanız.

*

Şair kendi ilkesini öne koyarak aklıyla kavradığını duygusuyla göstermeye çalışır. Bu başlı başına cesaret sözcüğünü aşabilmekle ilintilidir. Şairler bu nedenle dokunulmazlıklarını kuşanarak sözün zırhıyla kuşanırlar. Ne acı ki onların bu hal ve tavrı her zaman bizim gibi toplumların önünde olmuştur.

*

Bakû'dan memlekete dönüşünde tutuklanan Nâzım'a dair Vâlâ Nureddin, "Bu Dünyadan Nâzım Geçti" kitabında şöyle bir hikâye anlatır: Resmi bir binanın pis ve havasızlık kokan dehlizlerinden birinde muhafızların arasında oturmaktadır. Saçı sakalı uzamış, düğmeleri kopmuş, üstü lekeli, ayakları çamurlu... Yol boyunca aklında kurduğu şiirleri ezberinden okur. Yunan filozofuna dair "Heraklit'i Düşünürken" adındaki şiiri cep defterinde yazılıdır. Suç olarak bu şiir hemen tespit edilir. Şöyle denir ona:

"Demek sen azınlığı fitillemeye geldin"

"Efendim, Heraklit Yunan filozofu."

"Üstelik Yunan ha... Hesabını mahkemede verirsin."

*

Hasan İzzettin Dinamo, "Vatan Şarkısı" şiirinin yayımlanmasından kısa bir süre sonra "Yeni Edebiyat" dergisinin sahibi Suat Derviş ona bir kâğıt uzatıverir. "O ne" diye sorar Dinamo. Makinede yazılmış resmi kâğıtta, "Derginiz yazarlarından Hasan İzzettin Dinamo'nun 'Vatan Şarkısı' şiiri, sınıfları ve zümreleri birbirine düşürücü mahiyette görüldüğünden, derginiz süresiz olarak kapatılmıştır." Bu kadarla kalmamış; Dinamo hemen ardından yargılanıp cezaevine gönderilmiştir.

Sözcükler ürkütücüdür.

*

A. Kadir 12 Eylül'de son şiirleri üzerine gözaltına alınır, şöyle anlatır o günleri: "Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koyduğu gecenin sabahında evimden alındım ve Samandra'da bir garnizona götürüldüm. Orada iki ay kaldım. Üç defa gözlerim kapalı sorguya çekildim. 'Bütün yaşamın suç' dediler bana. Tüm yaşamımın hesabını verdim."

O günlerden şu dizeler kalır: "Dayan, yorgun yüreğim/ dayan/ sıkışsan da, çırpınsan da, çatlasan da/ dayan..."