Ressam Cemil Eren'in yaşamı, sanatsal özgünlüğü için kurumlarla çatışmayı göze almış bir sanatçının portresini sunar. Yazar, Eren'in gerçeklikle düşü çatıştırmayan bir estetiğinin, onu imgesel bir evrenin yaratıcısı yaptığını ileri sürer. Peki bu sanatsal başkaldırı, sistem tarafından güven altına alınan bir dissident mi, yoksa sonunda bir müze parçası haline gelen söylentidir?
Erhan Bener, Cemil Eren'in hayatından yola çıkarak kaleme aldığı "Işığın Gölgesi"nde şöyle bir an anımsar. Bu an tıpkı Cesare Pavese'nin "Günleri değil anları anımsarız" deyişine uygundur, sıradışı gibi görünen ama bir o kadar da sıradan.
"Bir akşam biralarımızı yudumlarken bir iş önerildiği zaman, Erzincan'da, daha ilk tanıştığımız gün, freskin ne olduğunu sana sorduğum aklıma geldi."
"Eh, bu da ressamlığın bir başka çeşidi, dedim. Bakmışsın ünlü bir fresk ustası olmuşsun."
"Bu benim için ikinci bir uğraş. Ben ressamım..."
İlk kez, "'Ressam olacağım' değil 'Ressamım' diyordu."
***
Bu kararlılığın gerisinde belki de son okuduğu roman vardı. İngiliz romancı Somerset Maugham'ın ünlü ressam Paul Gauguin'in yaşamından esinlenerek yazdığı "Ay ve Altı Para" onu günlerce düşündürmüş, bir bankerin resim yapmak için ailesini terk edip, mesleğini bırakıp Paris'e, ardından da ilkel bir yaşam kurmak adına Tahiti'ye gidip cüzzama yakalanma serüvenine gönlünü kaptırmıştı. O da hayatındaki her şeyi elinin tersiyle itmiş, inadına resim diyecek bir alan oluşturmayı başarmıştı. Daha önce başına örülen çorapları önemsememiş; Devlet Tiyatroları'ndaki sahne ressamlığından "komünist" olduğu gerekçesiyle atılmış ama yılmamıştı. Zaten müeesses nizamla arası hiç olmamıştı.
***
Nihat Ziyalan Cemil Eren'le ilgili "Ağış"ta şöyle bir anı anlatır: "1961 yılında Türk Amerikan Derneği'nde açtığı sergi büyük ilgi görür. Serginin sonlarına doğru oranın Amerikalı müdürü, ressamımıza sormadan resimlerin asılı olduğu panolardan birini kaldırmaya yeltenir, ressamımız buna izin vermez. Müdür efendi bastonuyla tehdit ederek 'Burası bizim yerimiz, istediğim değişikliği yaparım' der." Bundan sonrası mı Adamı göğüsleyen Cemil Eren, itirazını yüksek perdeden yapar. Sonunda etrafında kan kusturan Amerikalı ülkesine yollanır. Bu küçük anı bile ondaki kararlılığı anlatmaya yeter de artar bile.
***
Geçtiğimiz günlerde "Maarif Modern"de Cemil Eren sergisine giderken onun yaşamının son döneminde ayyolu'ndaki ev-atölyesinde buluştuğumuz güzel akşamüstlerini anımsadım. Sevgili oğlu Barış, Cemil baba ve dostlarla birlikte. Birinde Avustralya'dan Nihat Ziyalan gelmiş, bir ağız dolusu vişne yemiş gibi gülümsemiştik gece boyunca. Biz gafiller, onun için bir saygı gecesi yapmak için kolları sıvadığımızda ise geç kalmıştık. Hastalığı böyle bir sürpriz hediyeye mani olmuştu.
***
"Maarif Modern"in sahibi, aynı zamanda serginin küratörlüğünü üstlenen Ahmet Erhan elik, bu buluşmanın adını yine Maugham'ın kitabından yola çıkarak "Ay ve Altı Para" koymuş. Aynı zamanda onun için yazılanları, söylenenleri de sergilemeye katarak izleyici için bilindik bir alanın dışına çıkmayı istemiş. İyi de yapmış. Bu sayede Eren'in başkaca sanat alanlarıyla kurduğu disiplinlerarası ilişki ortaya çıkıyor. Onu tanıyanlar ise bu dostlukların tadını iyi biliyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde Cemil Eren için

5