Bilgesu Erenus'un ardından...

Eren Aysan
Bugün
11

Bilgesu Erenus'u 90'lı yılların sonlarında Ankara'da bir etkinlikte tanıdım. Güleryüzlü, sevecen, insancıl olduğu kadar demir leblebi devrimci bir yazar kadın vardı karşımda. Neredeyse bir tam günü yan yana, can cana geçirdik. O günden sonra da iletişimimiz uzun aralıklarla sürdü. Son döneminde çok istememe rağmen onu bir türlü ziyaret edemedim. En son kendisiyle salgın öncesinde uzun bir telefon konuşması gerçekleştirdim. Sürekli hasta olduğunu yineliyor, "Her şeyi unutuyorum!" diyordu. Yine de konuşmasını kısa tutmamış, kendini uzun uzun anlatma ihtiyacı duymuştu. Geçtiğimiz günlerde ise bu dünyadaki yolculuğunu tamamladı.

***

Oyun yazarı ve romancı olarak yaratılarını ortaya koyan Bilgesu Erenus'un yazarlık serüveni ülkemizin siyasal durumuyla koşut ilerledi hep. Öykü yazarlığıyla kalemini sivrilten yazar, ilk oyunu "El Kapısı" ile tiyatro dünyasında adını duyurdu. 1973 sezonunda AST'ta seyirci karşısına çıkan oyunun yönetmeni Rutkay Aziz'di. Dönemin siyasal tiyatrosuna geniş bir kapı aralayan metinler yazıyordu. İkinci oyunu "Ortak"ta bir işportacının sınıf atlama serüvenini konu alıyordu; Genco Erkal yönetiminde Dostlar Tiyatrosu'nda hayat buldu. 1976'da ise yine Rutkay Aziz'in yönettiği, Timur Selçuk'un müziklerini yaptığı "Nereye Payidar", Meral Niron, Talat Bulut, Jale Aylanç, Yaman Okay, Yeşim Dorman ve Savaş Yurttaş'ın oynadığı efsane kadroyla seyirci karşısında çıktı. Kapitalizmin parlak, göz gönül boyayan aldatmacalarına kanan, küçük tezgâhtar kızın öyküsü çok sevildi. Kısa sürede oyunun şarkıları dilden dile yayıldı.

***

Toplumsal sorunlara öncelik vererek eserlerini oluşturan yazarın oyunlarını biyografik, belgesel ve göstermeci olarak üç ana başlık altında toplamak mümkün. Biyografik eserlerinde; "Halide"de Halide Edip Adıvar, "Kırmızı Karaağaç"ta Virginia Woolf, "Güneyli Bayan"da Lillian Hellman gibi hem tarihsel öneme sahip hem de ataerkil düzene isyan eden, dahası kendine böyle bir düzende alan açan kadınlara ağırlık verdiğini söylemek yanlış olmaz. Erenus'un bu isimlerin yanında yine sisteme başkaldırıp bir ülkenin çöküş döneminde aydının çaresizliğini gösteren Tevfik Fikret gibi edebiyatçıların yaşamlarını sahneye taşıyarak biyografiyle tarihsel arka planı buluşturmayı başardığını söyleyebiliriz.

*

Bilgesu Erenus klasik belgesel tiyatronun yapısına sadık kalmış metinler kaleme aldı. Genel olarak belgesel tiyatro, konusunu önemli siyasal ya da politik olaylara dayandırarak, araştırma ve soruşturma sürecini bir yöntem gibi kullanarak kendi evrenini oluşturur. Yaşananların ardında yatan gerçekleri ortaya koymaya, kamuoyu vicdanını adaleti de içine alacak biçimde bir foruma dönüştürmeyi amaçlar. Peter Weiss da belgesel tiyatronun "ezilmişlerin ve mahkûm edilmişler"in yanında saf tuttuğunu belirterek bu noktada yansız ve tarafsız bir yaklaşımın olamayacağının altını çizer. Gerçekten de belgesel tiyatro için üretimde bulunan yazar, tarafsız bir biçimde olayları ele almaz. Kendi sesini, soluğunu eser boyunca mutlaka hissettirir. Bilgesu Erenus da belgesel oyunlarında ise yakın tarihimizin köşetaşlarını yine tarihsel izlekle bütünleştirdi, böylece bir sahne evreni oluşturdu, vicdani adalet kavramını da öne aldı. "555K", "Samur Kürk" gibi eserlerinde yanıbaşımızda yaşanan dramlara toplumsal seyirci kalışın eleştirisini de yapma arzusunda bir yazar vardı karşımızda. Tam da F tipine karşı çıkışın yoğun olduğu dönemde gözünü kırpmadan "Samur Kürk"ü yazdı, gerçeğin peşinden koştu.

*

Ülkemizde en çok sahnelenen, yapısını geleneksel tiyatromuza yaslayan "Misafir"de, baştan sona sıra evinde geçiyor; Almanya'ya bin bir zorlukla giden Musa Tezer'in (Herr Musa) öyküsü anlatılıyordu. Bugüne kadar Mehmet Akan, Nurhan Karadağ, Ahmet Mümtaz Taylan