Sanat, toplumun aynasıdır; onu güzelleştirmek, düşündürmek ve geliştirmek gibi kutsî bir vazifesi vardır. Ancak günümüzde 'mizah' kisvesi altında, bu aynayı bir çekiç gibi toplumun en hassas değerlerine savuran, kendisini 'sanatçı' sıfatıyla tanıtanlar ile karşı karşıyayız. İşin acı tarafı ise, bu kitlenin entelektüel kapasitesinin, belden aşağı imalar ve basit argolardan öteye geçememesi gerçeğidir. Ve bu tipleri dinlemek, seyretmek için para verip kendisine küfür ettiği için sevinen bir kitle de mevcut.
Mizah, bir cerrahın neşteri kadar keskin ama bir o kadar da nazik olmalıdır. Biz böyle öğrendik, böyle yaptık. Toplumsal bir aksaklığı, bir çelişkiyi veya insan doğasındaki bir zaafı tespit edip onu zekice bir dille ifade etmek, büyük bir birikim gerektirir. Toplumu derinden etkileyen değerleri, inançları ve kültürel kodları alaya almayı eleştiri veya sanat olarak yutturmaya çalışanlar, aslında zihinlerindeki o derin çoraklığı gözler önüne sermektedir.
Bir konuyu küfürle süslemek, bir durumu aşağılayarak anlatmak için herhangi bir entelektüel çaba gerekmez. Aksine bu, tembelliğin ve kolaya kaçmanın en ilkel halidir. Toplumsal bir meseleyi, toplumun genel ahlâkına ve nezaket sınırlarına saygı duyarak, zekice kurgulanmış bir senaryo veya diyalogla anlatamayanlar; kendi yetersizliklerini sınırları zorlamak kılıfıyla örtmeye çalışmaktadır.
Mizah icra ettiklerini söyleyenler çoğu zaman en ucuz yola başvurarak, toplumun kutsal saydığı değerleri malzeme haline getirirler. Bir toplumu bir arada tutan değerler, herkesin uzlaştığı bir ortak paydadır. Mizahın bu paydayı hedef alması, onu yapıcı bir eleştiri olmaktan çıkarıp, sadece yıkıcı bir kaba kuvvet gösterisine dönüştürür. Eğer bir sanatçı, belden aşağı espri yapmadan, seviyeyi düşürmeden, karşısındakini aşağılamadan toplumsal bir mevzuyu işleyemiyorsa, burada bir sanatçıdan ziyade, sadece dikkat çekmeye çalışan bir provokatörden söz etmek gerekir. Zira zekânın bittiği yerde küfür ve kabalık başlar; sanatın bittiği yerde ise sadece tahammülsüzlük kalır.

37