Geçtiğimiz akşam TRT Belgesel'de yayımlanan Özdemir Bayraktar'ı izlerken, içimde bir sızı oluştu. 'Keşke'lerle karışık bir hayıflanma… Etkilenmedim desem kendime haksızlık ederim. Çünkü ekranda anlatılan sadece bir mühendis ya da bir sanayici değildi; sessizce yaşayan, sessizce üreten ve sessizce iz bırakan bir insanın hikâyesiydi.
Belgeselin en çarpıcı yanı, Özdemir Bayraktar'ı siyasi sloganlara ya da ideolojik hamasete yaslanmadan anlatabilmesiydi. Onu tanıyanlar; düşüncelerini değil, yaptıklarını konuşuyordu. Aslında bir insanı en doğru anlatan tam olarak buydu.
Rütbelisinden en alt kademedeki komutanlara kadar konuşan askerler… Özdemir Bayraktar'dan derin bir saygıyla bahsediyordu. Yakın arkadaşları ve ailesi ise onun vatan ve millet sevgisini yüksek sesle değil, davranışlarıyla nasıl yaşadığını anlatıyordu. Gösterişten ve reklamdan uzak, ama bir o kadar da sahici…
Anlatılan her detay insanın boğazında bir düğüm bırakıyordu. Yaptığı yardımları kimse duymasın diye gizli tutması… Okullarda çocuklara yemek verilmesini sessizce üstlenmesi… Balyoz sürecinde ordudan koparılıp cezaevine konulan komutanları ziyaret etmesi… Hastanede sabaha kadar başucunda beklemesi… Tahliye edilen askerleri cezaevi kapısında karşılayıp "geçmiş olsun" demesi… Bunlar, kamera karşısında anlatılmak için yapılan işler değildi. Zaten anlatılmasını da istememişti. Belki de bu yüzden bu kadar ağır, bu kadar dokunaklıydı.
Belgesel bittikten sonra Fatiha gönderirken şunu düşündüm: Bazı insanlar öldükten sonra büyür. Çünkü geride bıraktıkları, yokluklarıyla daha görünür olur. İşte onlardan biriydi. Onun hayatını genç nesillere aktarmak için yapılan bu film, sadece bir biyografi değil; bir karakter dersiydi. Bu nedenle TRT yönetimi, gerçekten de güçlü bir alkışı hak ediyor.

19