Sendikal mücadeleden vefaya

Türkiye'de sendikal hareket; büyük bedeller ödenerek, baskılara göğüs gerilerek ve çoğu zaman yalnız bırakılarak bugünlere ulaştı. İşçi sendikalarıyla başlayan bu serüven, kamu çalışanlarının örgütlenme mücadelesiyle yeni ve kararlı bir safhaya taşındı. Hak aramanın kimi dönemlerde "suç", kimi dönemlerde ise "lüks" sayıldığı bu topraklarda sendikacılık; sadece toplu sözleşme masalarından ibaret kalmadı. Aynı zamanda bir duruşun, bir ahlakın ve güçlü bir sivil toplum iddiasının adı oldu.

Benim bu yolculuğum, kıymetli hocam Mehmet Akif İnan'ın davetiyle başladı. O günlerde adı henüz yeni duyulan Eğitim-Bir-Sen'in kuruluş aşamasında, büyük bir heyecanla bir araya gelmeye başladık. Sendikacılık tecrübesi olmayan; fakat samimiyeti, inancı ve davası sağlam bir kadroyla yola çıkmıştık. O günlerde mütevazı adımlarla filizlenen bu sivil toplum mantalitesinin, ilerleyen yıllarda Memur-Sen gibi devasa bir çınara dönüşeceğinin pek azımız farkındaydı.

Akif İnan'ın omuz başında; küçük odalarda yapılan uzun sohbetler, içilen demli çaylar ve kurulan büyük hayallerle yol aldık. Sendikamız yasal zemine kavuştukça, mücadeleci ruhu yüksek yeni isimler aramıza katıldı; sahiplenenler çoğaldı. Kuruluşta emeği geçenler olarak bizler de görev yaptığımız kurumlarda sendikamızı anlatmaya, davamızı büyütmeye gayret ettik. Aylar yılları, yıllar ise bugünü kovaladı.

Bugün geldiğimiz noktada "köprünün altından çok sular geçti" demek yetersiz kalır. Emekli olan arkadaşlarımız, tüm yasal engellere rağmen bu kez Emekli Memur-Sen çatısı altında yeniden bir araya gelme iradesi gösterdiler. Bu irade; sadece bir hak talebi değil, aynı zamanda büyük bir vefanın ve ortak bir hafızanın yeniden canlanmasıdır.

Şunun altını özellikle çizmem gerekir: Emeklilerimiz yalnızca maaş artışı değil, sosyal haklarının korunmasını da beklemektedir. Ömrünü kamu hizmetine adamış bir devlet memuru, emeklilik döneminde söz söyleme hakkından mahrum bırakılmamalıdır. Nitekim üç yıl önce çalışanlara verilen seyyanen zammın emeklilerden esirgenmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Bu haklı beklentiye oyalama taktikleriyle değil, somut ve kalıcı adımlarla karşılık verilmesi en büyük temennimizdir. Emeklilikte de onurlu duruşunu bozmadan geçimini temin etmeye çalışan büyüklerimize karşı ciddi bir vefa borcumuz olduğunu unutmamalıyız.