"İnsan eti ağırdır" der büyükler. İlk duyduğumuzda kulağa ürkütücü gelen bu söz, aslında bedeni değil, yükü anlatır: İnsanın taşıdığı sorumluluk, vicdan, hatıra, hak ve hukuk… Yani bir insanı yerinden etmek, harcamak, yok saymak; bir çuval patatesi sırtlamaya benzemez. Ağırlığı kaslara değil, topluma biner.
Bugün bu sözün etrafında dolanan gündem başlıkları saymakla bitmiyor. Depremler, göç, iş cinayetleri, kadın cinayetleri, dijital linçler… Her birinde ortak bir eksik var: İnsan ağırlığını hesaba katmamak. Proje çizilirken, karar alınırken, bütçe yapılırken, bir tweet atılırken "insan eti ağırdır" cümlesi masanın kenarında durmuyor.
Kentsel dönüşüm mesela. Betonun metreküpü, demirin tonu, dairenin metrekaresi konuşuluyor. Ama bir mahallenin hafızası, komşuluk ilişkileri, çocukların okul yolu, yaşlıların alışkanlıkları kaç kilo gelir Hesap cetvelinde yeri yok. Oysa bir insanı yerinden ettiğinizde sadece evini değil, hayatının ritmini sökersiniz. İşte o an "insan eti ağırdır" cümlesi betonun üstüne çöker, ama çoğu zaman geç kalınmıştır.
Göç meselesinde de aynı körlük. Rakamlar havada uçuşuyor: Kaç kişi geldi, kaçı gitti, ne kadara mal oldu Oysa bir göçmenin sırtındaki yük; dili, kaybı, korkusu, umudu… Bunlar taşınması zor şeylerdir. Göçü yalnızca güvenlik ya da ekonomi başlığına sıkıştırdığınızda, insan ağırlığı yok olur. Yok olunca da geriye ya merhametsiz bir siyaset ya da vicdansız bir öfke kalır.
Çalışma hayatında "insan eti ağırdır" sözü en çok iş cinayetlerinde yankılanıyor. "Kader" denip geçilen her kazada aslında şu soru asılı kalıyor: O insanın eve dönmeyişinin ağırlığını kim taşıyacak Bir kaskın, bir eğitim saatinin, bir denetimin maliyeti mi ağır; yoksa bir babasız büyüyen çocuğun yükü mü Rakamlar çoğu zaman vicdanın önüne geçiyor.
Dijital çağda bu sözün yeni bir yüzü var: Linç kültürü. Bir ekran görüntüsüyle, yarım cümleyle insanlar hedefe konuyor. "Bir şey olmaz" deniyor; "Hak etti." Oysa söz de ağırdır, iftira da. Klavyeden çıkan her harf, bir insanın hayatına çarptığında ton kazanır. Bugün birini sosyal medyada "yemek", yarın toplumun kendi vicdanını tüketmesidir.

15