Hayatın bitmeyen çarkları, kimi zaman içinde hızla dönerken, çevresindeki fedakâr ellerin çabasının üzerini de unutuşun tozuyla örter. Her yapının temelinde, her başarının ardında, o yolu var eden, o harcı karan eller vardır. Ancak, ne yazık ki tarih ve insanlar, genellikle yapı tamamlandığında bu elleri unutma şeklinde bir adaletsizliği tekrarlar. "Evi yapan kazma dışarıda bırakılırmış" sözü hem bu acı gerçeği hem de unutulan emeğin sitem dolu bir haykırışını çarpıcı bir dille ifade eder.
Bir ev inşa edilirken kazma, kürek, çekiç gibi araçlar inşanın her aşamasında vazgeçilmezdir. Temeli kazar, toprağı şekillendirir ve yapının gökyüzüne doğru yükseldiğini görmek için gece gündüz işler. Ancak yapı tamamlandığında, o kazma artık 'gereksiz' görülür ve bir köşeye bırakılır. Ne kadar önemli olursa olsun, o anın ihtiyaçlarına hizmet etmediği için unutulur. Oysa binanın sağlamlığı, o kazmanın şekillendirdiği temele dayanır.
Bu söz, yalnızca bir fiziksel gerçeği değil, insanın toplumsal ve bireysel hayatındaki acımasız unutkanlığını da yüzlere vurur. Tarihin tozlu sayfalarına baktığımızda, çoğu zaferin ve medeniyetin ardında bu sözün haklılığını görürüz. Bu durum, sadece tarih sahnesinde değil, bireysel yaşamın her alanında kendini gösterir. Bir iş yerinde çalışanların verdiği emeğin hiçe sayıldığı anlara hepimiz şahit olmuşuzdur. Yılların tecrübesiyle bir projeyi başarıya ulaştıran bir çalışan, sürecin sonunda unutulur. Yeni gelen yöneticiler ya da ön plana çıkan ekipler, o işin temelini atanın adını bile anmaz. Kazmanın dışarıda bırakılması burada da bir gerçeklik kazanır.
Ailelerde bile bu tablo sıkça tekrar eder. Anne ve babalar, çocuklarını büyütmek için gecelerini gündüzlerine katar. Onların daha iyi bir hayat sürmesi için kendi hayallerinden, konforlarından feragat eder. Ancak çocuklar yetişip kendi hayatlarını kurduğunda, anne ve babalar kendilerini dışarıda bırakılmış kazmalar gibi hisseder. Onların emekleri, zamanın koşuşturmasında unutulup gider.

6