Dünya, farklılıkların bir arada olduğu bir mozaik gibidir. Her birey, her toplum bu mozaikte kendine özgü bir renk ve şekil taşır. Ancak bu farklılıklar, çoğu zaman zenginlik olarak görülmek yerine çatışma ve ayrışma sebebi olabiliyor. Halbuki birlikte yaşama kültürü hem bireysel hem de toplumsal huzurun anahtarıdır.
Peki, bu kültürü nasıl geliştirebiliriz
Birlikte yaşama kültürünün temeli, farklılıkları bir tehdit değil, bir zenginlik olarak kabul etmektir. Her bireyin inancı, düşüncesi, hayat tarzı farklı olabilir. Mesela, bir bahçedeki çiçeklerin hepsi aynı renkte olsaydı, o bahçe bizi bu kadar etkilemezdi. Aynı şekilde, toplumlar da farklılıklarıyla güzeldir.
Empati de birlikte yaşamanın olmazsa olmazlarındandır. Başkalarının duygularını, düşüncelerini ve hayatlarını anlamaya çalışmak, çatışmaların yerini anlayışa bırakır.
Hoşgörü ise empatiyi tamamlar. Karşımızdakini olduğu gibi kabul etmek, yargılamadan dinlemek farklılıkları saygıyla karşılamak hoşgörünün temelidir.
Bu arada ortak değerlerimizi de unutmamalıyız. Çünkü bizi bir arada tutan, bu ortak değerlerdir. İnsan hakları, adalet, özgürlük, barış gibi evrensel değerler, birlikte yaşamayı mümkün kılar. Bir sofra etrafında toplanıp aynı ekmeği paylaşmak, bu ortak değerlerin en somut ifadelerindendir.
Birlikte yaşama kültürü, eğitimle başlar. Çocuklarımıza erken yaşlardan itibaren farklılıklara saygı, empati ve hoşgörü gibi değerleri öğretmeliyiz. Mesela bir sınıfta, öğrencilerin birbirlerinin kültürlerini tanıyabileceği etkinlikler düzenlemek, çocuklara birlikte yaşamanın güzelliğini öğretebilir.
Çatışmaların genellikle iletişim eksikliğinden doğduğunu düşünerek medya ve sanat, ile ilgili etkinliklerin de toplumları dönüştürme gücünü unutmayalım. Bu alanda filmler, tiyatro oyunları, diziler ve haberler, birlikte yaşama kültürünü teşvik edebilir.

35