"Bundan böyle dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmaya..." Takvim yapraklarının arasından süzülüp gelen bu cümle, sıradan bir emir değil; bir milletin hafızasına ve istikbaline nakşedilmiş haysiyetli bir mühürdür. 13 Mayıs 1277 sabahı Karamanoğlu Mehmet Bey'in iradesiyle yankılanan bu ferman, yalnızca bir dil tercihi değil; bozkırın evlatlarının kendi öz değerleriyle cihana meydan okuyuşudur. Bugün, o kutlu sesin izinde Türkçenin devlet dili oluşunun vakur yıl dönümünü, yani Dil Bayramı'nı idrak ediyoruz.
Asırların ötesinden gelen bu gür sedaya, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi'nin ev sahipliğinde, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Ankara Şubesi olarak bir vefa borcuyla icabet ediyoruz. Adını kelimelerin sultanı Sezai Karakoç'tan alan müstesna salonda, 13 Mayıs saat 14.30'da ASBÜ'de buluşacağız. Akademisyen dostlarımızın dimağından süzülen cümlelerde dilin, bir cemiyetin yalnızca anlaşma aracı değil; onun kâinatı algılama biçimi, ruhunun aynası ve varlığının sarsılmaz sütunu olduğu vurgulanacak.
Türkçe, bizi birbirimize kenetleyen en kadim bağdır; kelimelerden örülmüş bir vatan toprağıdır. Ancak bugün bu ulu çınar, küreselleşmenin sert rüzgarlarıyla sınanıyor. Gündelik hayatın telaşında Türkçenin hoyratça geri plana itilmesi, yabancı dillerin istilacı gölgesi altında ezilmesi sadece bir lisan meselesi değil; bir kültürel erozyonun ayak sesleridir.
Burada hassas bir dengeyi gözetmek gerekir: Bizler yabancı dillere düşman değiliz. Bilimin, teknolojinin ve küresel iletişimin anahtarı olan her lisan bir zenginliktir. Fakat mesele, Türkçenin kendi öz yurdunda bir garip, bir yabancı gibi ikinci plana itilmesine rıza göstermemektir. Bizler Türkçenin gardiyanı değil; onun dostu, hadimi ve kutsal bir emanetin taşıyıcılarıyız.

26