Sömürü, soygun ve NATO tutuklamaları!

İktisat, toplumsal ve insani (beşeri) bilimlerin doğal bilimlere en yakın olan, en gelişmiş dalıdır.

Özelikle Sosyoloji (Toplumbilim) ve Siyaset Bilimi, İktisat bulgularından çok büyük ölçüde etkilenir.

Bu yazıda İktidarın herkese "Artık bu kadar da olmaz" dedirten NATO tutuklamaları ile 24 yıldır yaptığı sömürü ve soygun arasındaki ilişkiyi, bilimsel bulgular çerçevesinde açıklamaya çalışacağım.

***

1) Otoriterleşme ve totaliterleşme ile sömürü ve soygun arasında, sebeplerin ve sonuçların birbirlerini de belirlediği, pozitif bir korelasyon vardır.

Sömürü ve soygun arttıkça otoriterleşme ve totaliterleşme de yükselir, otoriterleşme ve totaliterleşme yükseldikçe sömürü ve soygun da artar.

2) Otoriterleşen ve totaliterleşen ama demokratik kuralların hâlâ biraz işlediği de düşünülen rejimlerde iktidarların en büyük korkusu, sömürü ve soygun arttıkça kitle protestolarının ortaya çıkması ve devam etmesidir.

Bu nedenle en yasal, en haklı, en masum, en ufak kıpırdanmalar bile en şiddetli biçimde bastırılır.

3) Bu iktidar 2002'den beri, vergiler, satışlar, iç ve dış borçlar dahil, yaklaşık 4-5 trilyon dolar civarında gelir elde etmiştir. Buna ek olarak net borç artışı ve yeni borçlanmalarla birlikte toplam kaynak girişinin 10 trilyon dolara yükselebileceği hesaplanmaktadır.

Türkiye'nin yıllık milli gelirinin aşağı yukarı bir trilyon dolar olduğu düşünüldüğünde, İktidarın 2002'den beri, sömürü ve yağma yoluyla ülkemizin kesinlikle beş, muhtemelen de on yıllık milli gelirine eşit miktarda bir kaynak elde ettiği anlaşılmaktadır.

Buna karşılık büyük yatırımların hepsi "yap işlet devret" ilkesine göre finanse edildiğinden, bu kaynak hiç de ülke kalkınmasına ve refahına harcanmış olarak düşünülemez.

4) Bu sömürü ve soygunda, sadece tüketim, ücret ve maaşlar baskılanmakla kalmamış, gelir adaleti de iyice bozulmuş, ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri de yerli ve yabancı sermaye sahiplerine peşkeş çekilmiştir.

Sömürü ve soygun yoluyla elde edilen gelirin büyük bir kısmı uluslararası ve ulusal faiz ödemelerine harcanırken milli gelirde gerçekleştiği iddia edilen (tartışmalı) katma değer artışı, gösterişte bile olsa (Gini katsayısının gösterdiği gibi) birey başına adil bir gelir bölüşümüne dönüştürülememiştir.