Rejim ve ahlaksızlık!

Burada defalarca yazdım:

Ahlakın esas kaynakları, inançlar, gelenekler, yasalar ve anayasadır.

İyi ahlakın, yani erdemin (faziletin) taşıyıcıları ise aile ve devlettir (rejim, hükümet ve iktidar).

Atatürk, Cumhuriyeti "Fazilet" (erdem) olarak tanımlamış, Cumhuriyetten kastettiği rejimin Demokrasi olduğunu da sadece söylemiyle değil, uygulamalarıyla da net olarak açıklamıştır.

Dolayısıyla, "Demokratik Cumhuriyet", bir erdem (fazilet) yani "iyi ahlak" rejimidir.

***

Ama Türkiye, artık gizlenemez bir biçimde tam bir "Ahlaksızlık Bataklığı"na saplanmış görünüyor:

Kadın cinayetleri, çocuk tacizleri önlenemiyor. Sporda ahlakı (kuralları) korumaları gereken hakemler ve takım yöneticileri bile hileli bahislere bulaşmış, hatta bunun başını çekmiş.

Devletin bütün denetim kurumları, gözleri önünde gerçekleşen "fon dolandırıcılığını" önlememiş.

Bu kurumlardaki bazı başkanlar bile, bu soygun için, politikacılarla işbirliği halinde çeteleşmişler.

Yargıda, "FETÖ Borsası" denilen türdeki yolsuzluk iddiaları ortalığa saçılmış, haberler yapılmış, kitaplar yazılmış, sayıları az da olsa, bazı avukat, savcı ve yargıçların bunlara bulaştığı saptanmış.

"Kumpas" yaptıkları belirlenen bazı savcı ve yargıçlar mahkûm olmuş, hapis yatıyor.

Güvenlik güçlerinde bazı çalışanların uyuşturucu kaçakçılığına bulaştığı saptanmış, bir üst rütbeli ordu mensubunun yardımcılarının bile bazı işlerde parmağı olduğu haberleri medyaya yansımış.

Devlet kurumlarının ilan ettikleri bilgilere, sayılara, oranlara güven kalmamış.

Özetle "iyi ahlakı" yani erdemi (fazileti) temsil etmeleri ve korumaları gerekenler bile, bu işlevlerini yerine getir(e)memişler.

Neden ve çözüm nerede

***

Siyasal yapı, belki tek başına ahlakı yaratmaz ama iktidarın hesap vermediği, erdem (fazilet) kurallarının yerini, kişisel ve/veya oligarşik çıkarların aldığı her yerde, ahlaksızlık üretir.