Macaristan seçimleri ve demokrasi umudu!

Macaristan'daki otoriter rejim sandıkta yenildi ama Türkiye'de 'illiberal demokrasi' modeli güçlüyse, seçim sonuçları gerçekten kurtarıcı olabilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Hitler ve Orban örneklerinden hareketle, demokrasinin temel sorunun 'çoğunluk diktatörlüğü' olduğunu ve bağımsız yargının bu tehditten korunmanın anahtarı olduğunu savunuyor. Macaristan'daki seçim sonuçlarını, Trump tarafından desteklenen illiberal modelin yenilebildiğinin kanıtı olarak sunuyor. Ancak yolsuzluk ve geçim sıkıntısıyla mücadele eden bir sistemin sadece seçim sonuçlarıyla değişip değişemeyeceği açık mı?

Hitler'in bize öğrettiği gerçek, Demokratik Rejimlerin yumuşak karnının, Temel Hak ve Özgürlüklerin yeterince korunamaması olduğudur!

Demokrasiye karşı en büyük tehdit, "Milli İrade" gibi kavramların arkasına sığınılarak savunulan "oğunluk Diktatörlüğü" anlayışının, bir din ya da ırk grubu adına Temel Hak ve Özgürlükleri ihlalidir!

Demokratik bir rejimde, bütün Temel Hak ve Özgürlükler, önce o rejimdeki çoğunluğun, din, mezhep ve etnik kimliklerinden kaynaklanan baskılarına karşı korunmak zorundadır; laiklik onun için zorunludur.

Bu temel ilke, seçilmiş yöneticilerin, kendi din, mezhep ve ırk kimliklerinin dışındaki gruplara da kendilerine istedikleri bütün Temel Hak ve Özgürlükleri eşit olarak tanımalarını ve uygulamalarını gerektirir.

Bunun sağlanması için, Hitler felaketini yaşayan insanlık, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, "Demokratik Anayasa", "Bağımsız Yargı" ve "Anayasa Mahkemesi" kurumlarını oluşturdu.

Ama Demagog liderler, Demokratik Rejimlerin en temel kuralı olan "Bağımsız Yargı" ve "Anayasa Mahkemesi Denetimi" kurumlarını yok ederek kendi otoriter rejimlerini kurdular.

***

Macaristan'daki 12 Nisan 2026 seçim sonuçları sadece Macaristan açısından değil, dünyadaki siyasal rejimler ve uluslararası ilişkiler açısından da çok önemli sonuçlar doğurdu:

Bence en önemli sonuç şu:

Bu seçimler Emperyalizm ile otoriter yönetimlerin kurduğu ve "yenilmez" diye pompalanan güçlü ittifakın, Demokrat seçmenlerin tercihleriyle yıkılabileceğini gösterdi...

Viktor Orban'ın 16 yıllık iktidarını sona erdirerek hem "İlliberal Demokrasi" diye adlandırılan küresel demokrasi karşıtı/popülist eğilimlere hem de ABD'deki Trump yönetimine karşı önemli bir reddiye oldu.

Bu sonuç, seçimlerin yapıldığı ama medya, yargı ve devlet kurumlarının büyük ölçüde iktidar kontrolünde olduğu, özgürlükçü (liberal) unsurların sistematik olarak zayıflatıldığı bir sistem olan Orban