Bu üç yazılık diziyi, Sosyal Psikolojik temellere dayanarak "Grup Baskısı" kavramı ve kimi zaman onunla çatışan "Bireysel Vicdan" hakkındaki bilgilere dayanarak yazdığımı açıklamalıyım:
İktidar'ın, "İbn-i Haldun'u bilmiyoruz" dediği 2015'ten 40 yıl kadar önce, İbn-i Haldun'u da anlattığım "Toplumsal Değişme Kuramları" adlı kitabım yayımlanmıştı.
Bu kitapta, "Sosyoloji"yi, Auguste Comte'tan yüzyıllar önce "İlmi Ümran" adıyla kurmuş olan bir düşünür olarak tanıttığım ve kuramını açıkladığım İbn-i Haldun "Asabiyyet" adını koyduğu, bireyden daha kuvvetli olan Sosyal Psikolojik bir güçten söz eder.
Bu güç, Yirminci Yüzyıl'ın en önemli gerçeği olarak deneylerle de ispatlanan "Grup Normlarının Baskısı"dır.
Bu gücün varlığı ve büyük etkisi, Muzaffer Şerif'in Otokinetik Etki ve Robbers Mağarası deneyleri sonunda ve Nazi Suçlularının yaptıkları "Ben suç işlemedim, sadece emirlere uydum" biçimindeki savunmaları üzerine yapılan Milgram Deneyi bulgularıyla ve onları izleyen sayısız deneylerin sonuçlarıyla kanıtlanmıştır!
İşte ben bu üç yazımı, "İnsanın Bireysel Bilinci"nin, bu Bilincin doğurduğu Ahlak'ın ve onun içselleştirilmesi sonunda ortaya çıkan "Vicdan"ın, bu "Grup Baskısına" karşı bazen, (bu normlar yanlışlara ve kötülüklere yöneldiğinde) bireysel itiraz ve direniş olaylarını da ortaya çıkardığına ilişkin bilgilerle yazdım.
***
İktidar, 23 yıllık yönetimi sonunda, "Lider eşittir Parti", "Parti eşittir Devlet", böylece, "Lider, eşittir Parti artı Devlet" anlayışını üretti ve bu anlayış, "İktidar Mensupları" için bir "Grup Normu" haline geldi.
Birinci soru:
"İktidar Mensupları", Devlet'in, Parti'nin ve Toplum'un 23 yılda getirildiği bugünkü durumdaki sıkıntıların "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" denilen bu rejimin sonucu olduğunu görüyorlar mı
İkinci soru:
Toplumun geniş kesimlerinin, özellikle dar ve sabit gelirli, emekçi ve emeklilerin büyük bir geçim sıkıntısı ve ayrıca umutsuzluk içinde olduklarını görüyorlar mı
Üçüncü soru:
İktidarın kendi yaptığı Anayasa'nın hükümlerine bile uymadığını, AYM ve AİHM kararlarını göz ardı ettiğini, Ekrem İmamoğlu gibi belediye başkanlarının, Osman Kavala, Tayfun Kahraman gibi Sivil Toplum Örgütü mensuplarının, Merdan Yanardağ, Enver Aysever (ve son olay olduğu için Alican Uludağ) gibi medya mensuplarının, Selahattin Demirtaş gibi politikacıların bir bölümünün, casusluk gibi akıllara ziyan iddialarla bile suçlanarak, yine bazılarının yargılanmadan dahi, tek bir yargıç kararıyla hapse atıldıklarını, "masumiyet karinesi" yerine sanıktan suça giden, "suçluluk karinesi" anlamında "önce hapset ve cezalandır, sonra yargıla" uygulamasının yapıldığını, TELE 1 televizyon kanalına ve hapse atılan bazı iş insanlarının maddi varlıklarına da kayyım atanarak el konduğunu, davalar sürerken yargıç ve savcıların değiştirildiğini, Anayasa'nın emri olan Laiklik ilkesini savunanların suçlandığını, biliyorlar mı

5