Dün, Silivri'de, İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nu "Suç örgütü lideri" olarak suçlayan iddianameyle açılan davanın, ikinci hafta başındaki ilk (sözde) duruşması yapıldı ve medyaya yansıyan haberlere göre yaklaşık 7 dakika sürdü.
***
İddianame yazılmadan çok önce, İktidara yakın medyaya çarşaf çarşaf suçlamalar yansıtıldı.
Böylece, abartılı ifadelerle, kamuoyunda Ekrem İmamoğlu'nun, CHP'li belediye başkanlarının ve çalışma arkadaşlarının korkunç suçlar işlediklerine ilişkin önyargılar yaratıldı.
Televizyonlarda, içinde para bulunmayan kasalardan tomar tomar paraların çıktığına ilişkin görüntüler yayınlandı.
Sanıkların akrabalarının bahçelerinde inşaat araçlarıyla yapılan arama kazıları gösterildi.
Gazetelerde belediyelerin ya da ticari işletmelerin bütçelerini aşan yolsuzluk miktarları ilan edildi.
İtirafçıların ağızlarından sanıklar için müthiş suçlamalar dile getirildi.
İktidarın FETÖ ile birlikte gerçekleştirdiği "Birinci Silivri Trajedisi Dönemindeki" Ergenekon, Balyoz, Odatv, Casusluk gibi, sonradan kumpas oldukları ortaya çıkan davalarda, özellikle TARAF Gazetesi'nde yayımlanan bu tür suçlamaları anımsatan iddialarla, CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Belediyesi ve CHP'li belediyeler ile buralarda çalışanlar, yargılanmadan suçlu ilan edildi.
***
Dava duruşmaları başlayınca, bu abartılı suçlamaların balonu söndü.
Ama avukatların ve gazetecilerin davayı izlemeleri konusunda yapılan sınırlama ve kısıtlamalar gündemin başına oturdu.
Bu sınırlama ve kısıtlamalar duruşmaların aleniyeti ilkesini ve kamuoyunun savunmaları öğrenme hakkını zedeleyecek sınırlara ulaşınca, Mahkeme Başkanı ile avukatlar, gazeteciler ve milletvekilleri arasında çıkan tartışmalar, duruşmaların ertelenmesi sonucunu doğurmaya başladı.
Dünkü duruşmanın "başlamadan bitmesinin" arkasında yatan temel neden budur.

4