Hayır savaşa alışmayacağız!
Yazara göre savaşa alışıştırmak, pahalılık ve otoriterliği meşrulaştırmanın bir aracıdır; ama bu savaş gerekliliği, ülkenin gerçekten korunması mı yoksa iktidarın muhasebeden kaçması mı?
Yazar, savaşın kendisinden daha tehlikeli olanın savaşa alışıştırılma ve buna gerekçe gösterilerek yozlaşma, baskı ve otoriterliğin kalıcılaştırılması olduğunu savunuyor. Bölgesel tehditler gerçek olmakla birlikte, bunların bir iktidarın meşruiyet kaybını maskelemek için kullanıldığını ileri sürüyor. Peki bölgesel gerçekler ile iktidarın siyasi hesapları birbirinden tamamen ayrılabilir mi?
Bugün konumuz:
İsrail Konsolosluğu'na yapılan saldırı ve İran'ın ABD'ye bildirdiği on maddelik ateş-kes koşulları ile ilgili olarak SAVAŞ!
***Özal döneminin ünlü sözüdür:
"ALIŞIRLAR, ALIŞIRLAR!"
Anayasa ihlaline...
Devleti, halkı, toplumu koruyan kuralların kaldırılmasına...
Neoliberalizmin, Neokapitalizmin, Neoemperyalizmin ülke ekonomisine, siyasetine, kültürüne egemen olmasına...
Yeni yapılan yerel seçimlerde oy oranı yüzde 20'lere düşmüşken Meclis tarafından Cumhurbaşkanı seçilmesine...
Pahalılığa, yozlaşmaya, yağmaya...
ÖZAL DÖNEMİNDE ALIŞTIRILDIK!
Şimdi aynı senaryo, "Nasıl olsa 'alışırlar'" anlayışı ile, ama çok daha büyük bir baskı ile uygulanıyor.
HAYIR SAVAŞA ALIŞMAYACAĞIZ!
***Savaştan daha kötü olan şey:
1) Savaşın olağanlaştırılması ve insanın ve toplumun savaş haline alıştırılmasıdır!
"Coğrafya kaderdir, bu coğrafyada yaşayanlar savaş dışında kalamazlar; savaşa alışık olmalıdırlar."
"Türkiye zaten Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu 'Şeytan Üçgeni' içindedir (ki bu benim tanımımdır) dolayısıyla, ülkemiz savaşa girmek zorundadır."
"Emperyalizm dünya egemenliği için savaşıyor, (ki doğru) Türkiye'nin bunun dışında kalması olanaksızdır."
"Etnikçi ve dinci terör örgütleri, PKK ve IŞİD/DEAŞ gibi örgütler ve bunların türevleri, Türkiye'ye komşularından sızıyorlar, buralardan destek görüyorlar, eylem yapıp buralara kaçıyorlar; (ki gerçek) dolayısıyla Türkiye mutlaka savaşa girmelidir."
Bir bölümü gerçeklere dayanan ve sayıları daha da arttırılabilecek olan bu gerekçelerin hiçbiri "Savaş" için yeterli değildir; ancak ülkenin güçlendirilmesi ve doğru bir dış politika sürdürülebilmesi için kullanılır.
***Savaştan daha kötü olan şey:
2) Savaş gerekçesiyle, yasakların, yolsuzlukların, yoksulluğun yaygınlaştırılması, sömürünün derinleştirilmesi ve otoriterliğin kalıcı hale getirilmesidir!

4