Hapiste bayram (!)

Bayramlarda, sevdiklerimize, dostlarımıza, sevgimizi ve saygımızı ifade eder, onlarla birlikte olur, kutlamalar yaparız.

Peki, haksız, hukuksuz ve adaletsiz olarak tutuklanıp hapse atılanlar...

Dört duvar arasında, parmaklıklar arkasında, inandıkları tüm ahlaki ve hukuki değerlerin ayaklar altına alındığı gerçeğini yaşayanlar...

Ne yapar

Ben onlar için ağlayarak direnmeye çalışıyorum!

***

Türkiye, "Birinci Silivri Trajedisi" döneminde yaşadığı Ergenekon, Balyoz, Odatv, Casusluk Davası gibi davaların yarattığı dehşet ortamından daha da yaygın ve korkunç bir kâbusun içinde gibi:

Sanki İkinci Dünya Savaşı Döneminde, Nazi Almanya'sında yaşıyoruz!

Bugünlerde yaşanan "İkinci Silivri Trajedisi" ile "Birinci Silivri Trajedisi" arasındaki en önemli fark, "Siyasal İktidar-FETÖ İttifakının" artık bulunmaması ve FETÖ'cü savcı ve yargıçların hapsedilmiş veya Zekeriya Öz gibi kaçak olmaları.

Öyle anlaşılıyor ki yargı içindeki ideolojik ve siyasal yapılanmasını tamamlamış olduğu kanısındaki (sanısındaki) İktidar tek başına harekete geçmiş durumda!

***

Sadece gazetelere, televizyonlara ve sosyal medyaya yansıyan haberlerin özeti şöyle:

CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hem "Suç Örgütü Liderliği" hem de "Casusluk" suçlamalarıyla hapse atılmış ve yıllarca önce, o zamanın usullerine uygun olarak alınmış olan gerçek diploması iptal edilmiş.

Seçilmiş belediye başkanları hapiste.

Tetikçi medya, sahte görüntüleri ve yalan suçlamaları manşetlerine taşıyor.

Bütün suçları halka hizmet olan belediye bürokrat ve teknokratları, iftiralarla hapiste.

Haksız ve hukuksuz olarak tutuklanmış kişilere, yalan söylemeleri, çalışma arkadaşlarına veya amirlerine iftira atmaları için baskı yapılıyor.

Gizli tanıkların bazıları ifade değiştiriyor ve iftira attıklarını ifade ediyor.

İmamoğlu, Özkan, Yanardağ davasındaki casusluk iddiaları kimseyi inandırmıyor.

TELE1 televizyonuna haksız ve hukuksuz bir biçimde el konuluyor, bu uygulama öteki dürüst yayın yapan kanallara gözdağı oluyor.

Yazılı, görsel ve sosyal medya üzerinde yoğunlaşan sansür baskıları ve eleştirel ifadelerinden dolayı hapse atılan medya mensupları ve sosyal medya kullanıcıları, toplumsal bir baskıyı ve korkuyu yaygınlaştırıyor.