Yazar, kamu görevlilerinin geçmişteki ahlaki değerleri ve devletçi sorumluluğu anlatarak, bugünkü siyasi taassup ve yolsuzluğun toplumsal çürümeye yol açtığını iddia ediyor. Eski Tunceli Valisi'nin tutuklanmasını bu çürümenin sembolü olarak gösteriyor. Ancak, bireysel ahlak davranışlarıyla sistemik yolsuzluğu aynı çerçevede değerlendirmek doğru bir analiz midir?
Kaymakam çocuğuyum ben. Kayseri Bünyan'da Kaymakamlık Lojmanı'nda doğdum. Babam idareci olduğu için çocukluğum Türkiye'yi gezmekle geçti. İlkokula Isparta Keçiborlu'da başladım. Ardından, sadece birinci sınıfı İstanbul ve Ankara'da okudum.
Dedem albaydı. Muş ve Gemlik'te alay komutanlığı yaptı. Asker kızının elinde ve O'nun disipliniyle büyüdüm.
Kanımın kaynadığı, en deli çağlarımda rahmetli babamın valilik dönemini gördüm. Vali Konağı ile tanıştım.
"Oh, hayat senin için güzelmiş" diyenler olabilir...
Pek öyle değildi ama!..
İçinde bulunduğum durum, bir çocuk ve genç için ağır bir yüktü aslında. Hareketlerime dikkat etmek zorundaydım. Çünkü valinin çocuğuydum. Öyle öğretmişlerdi, hata yapma lüksümüz yoktu bizim!
Hiç unutmam, bir gün sokakta muz yemiştim. Annemin tepkisi çok sert olmuştu. Büyük bir suçlu gibi azar işittim. "Nasıl yaparsın bunu" demişti:
-Oğlum, alan var, alamayan var! Diğer çocukların canı çeker. Ayıp değil mi Hiç utanmadın mı Evde zıkkımlanamadın mı Nasıl yapabildin sen bunu
Evet, aynen böyle oldu. Yoktu, muz lükstü o yıllarda. Çevremizde tadını bile bilmeyen çocuklar vardı. O yaşta bile düşününce ben de hak verdim anneme. Yanlış yapmıştım.
Bu sadece bir örnek, hep böyle geçti yıllarım. Babam "devlet" diyordu. O devleti temsil ediyordu ve biz de ona ayak uydurmak ve dikkatli olmak zorundaydık!
Babamın, dedemin sahip oldukları makamlar, hiçbir zaman ayrıcalık olmadı bizim için. Tam tersine, zarar vermeden taşınması gereken bir yüktü!
Yaşı müsait olanlar bilir. Ünlü oyuncu Savaş Yurttaş, çok uç noktalarda gezen bir solcuydu. Babası Cevat Yurttaş da aynı görüşte CHP'li bir idareciydi. O yıllarda Adalet Partisi'ne yakın olan babamın "üstat" dediği, saygı duyduğu bir kişiydi.
Mülkiye Müfettişliği yaptıkları yıllarda, birlikte çalışırlardı. Zaman zaman evimizin salonunda dosyaların arasına dalar, devletin tek kuruşunun hesabını yaparlardı. Hiçbir zaman ve hiçbir şekilde görüş ayrılıkları da yaşamazlardı. Teftiş ettikleri kişilerin kimliklerine, siyasi görüşlerine bakmazlardı. Hak neyse oydu! Kılı kırk yarar, doğru neyse ortaya çıkarmaya çalışırlardı. Sürekli olarak gerçeğin peşinde koşarlardı.

5