Bir duruşları ve ağırlıkları vardı eskiden. "Solcu" ya da "sosyalist" denildiğinde, ne zaman ne yapacaklarını, hangi konuda nasıl tepki vereceklerini, iyi kötü tahmin edebilirdiniz.
Zaman içinde evrilip çevrildiler, garip bir hale büründüler!
Solun ya da sosyalizmin "s"si bile kalmadı bünyelerinde. Öyle bir hale geldiler ki, emperyalistlere bile gülücük dağıtır oldular. Ne oldukları belli olmayan amorf bir hale büründüler. Artık bukalemun misali araziye uyuyor, renkten renge giriyorlar. Kimliksiz ve kişiliksiz bir güruha dönüştüler.
Sovyetler Birliği'nin çöküşü ile birlikte kıblelerini kaybetti bunlar. Artık Amerika dahil her yere secde edebiliyorlar. Fırıldak gibi dönüyorlar.
Gördük ve milletçe yaşadık:
Kapı kapı gezdiler. Güç neredeyse oraya yönelip, "gel" dediler:
-Gel bize yardım et. Elimizden tut, kurtar. Yükselt bizi, yücelt...
Ne ideolojileri kaldı, ne de ülke hassasiyetleri. Son zamanlarda bütün değerlerini kaybettiler.
***İçler acısıdır Amerika'nın Venezuela'daki korsanlığının ardından takındıkları tavır!
"Ya gördünüz mü" diye ortaya fırladılar. Neler dediler, neler...
Kimi, "İşte diktatörlerin sonu böyle olur" diye yorumlar yaptı. Kimi, orada yaşananlar üzerinden Türkiye'yi ve Erdoğan'ı tehdit etti. Kimisi de Maduro'yu yerin dibine batırıp, bütün suçu Erdoğan'ın üzerine yıktı.
Öyle bir hale geldiler ki...
Artık, küresel meselelerde bile Recep Tayyip Erdoğan'a bakarak tavır alıyorlar. Ona olan düşmanlıkları belirliyor duruşlarını. Tek ideolojileri var: Erdoğan düşmanlığı.
İşte bu yüzden gerekirse İsrail yanlısı oluyorlar. Gerektiğinde Amerika'nın başka ülkelerin üzerine çökmesini alkışlıyor, küresel jandarmalık yapmasına övgüler düzüyorlar.
Bu arada, Türkiye'yi bir çadır devleti yerine koyup, Cumhurbaşkanı'na ergen bebeler gibi çağrılar yapıyorlar:
-Hadi Trump'ı kınasana, iki laf etsene...
Ama kendileri susmayı, suya sabuna dokunmayıp rahatsızlık vermemeyi, ileride lazım olur düşüncesi ile tek bir kelime bile etmemeyi tercih ediyorlar.
***
11