Yazar, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Osmanlı döneminin Sürre Alayı geleneğini yeniden ihya etme çabalarını devlet hazinesinin soyulmasının tarihsel bir tekrarı olarak yorumluyor. İddiasını, Diyanet'in iktidarla iyileşen ilişkisinin ve ulusal bayramları görmezden gelmesinin kanıtı olarak sunuyor. Ama geleneğin canlandırılması ile modern devlet politikası arasındaki gerçek fark ne kadar büyük olabilir?
Sevgili okurlarım, Osmanlı döneminde yerleşmiş bir gelenek vardı. Hac mevsimi başlarken İstanbul'dan büyük bir kervan yola çıkarılır ve bu memleketin hazinesi Mekke ve Medine'ye taşınırdı.
Develerden oluşan bu kalabalık kafile İstanbul'un Harem semtinden dualarla yola çıkar ve aylar sonra Mekke'ye varırdı. Gidiş üç aya yaklaşırdı.
Bunun adı Sürre alayı idi. Günahlarını affettirmek isteyen padişahlar bu hazineyi Mekke ve Mediye'ye gönderirdi.
Devlet yıllarca böyle soyuldu çünkü karışan görüşen yoktu.
Geçenlerde burada ilginç bir olayı iki gün üst üste yazmıştım, kuşatma altındaki Medine kahramanı Fahrettin Paşa bu soyguna son vermiş, Osmanlı padişahları tarafından gönderilen bu hazine Arapların elinde kalmasın diye hepsini birden o olumsuz koşullarda İstanbul'a göndermişti.
O gerçek hazineyi burada kalem kalem açıklamıştım. Sonra günün birinde Cumhuriyet ilan edildi, padişahlık rejimi çöktü ve bu soygun furyası böylece sona erdirildi.
★★★
Bizim Diyanet'in pek çok konuda sergilediği 'marifetleri' artık hepimiz biliyoruz.
Atatürk'ün kurduğu ve adına Diyanet denilen bu kuruluş artık tümüyle tükendi, bitti ve günümüzde adeta devlet içinde ayrı bir devlet olmayı başardı!
Bunlar burunlarından kıl aldırmayan tiplerdir.
Devletin olanaklarını her fırsatta dibine kadar kullanmayı iyi bilirler.
Ellerinde devletin bütün olanakları, sonsuz para kaynakları vardır.
Tayyipgiller iktidarı onların arkasında en büyük destekçileridir.
★★★
Bizim bu Diyanet kafasının çok büyük bir özelliği daha vardır ve onu hiçbir zaman unutmamak gerekir.
Bu kafalar bu milletin ulusal bayramlarını tanımaz, görmezden gelirler.
23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekim onlar için sadece 'sıradan' günlerdir.
Bu ulusal bayramlarımız Diyanet takviminde yer almaz!
Diyanet hutbelerinde o bayramlarımızın adı hiçbir biçimde geçmez.
Nasıl bir kepazeliktir bu, akıl almaz!
★★★
Bundan önceki Diyanet başkanının adı Ali Erbaş idi. Acayip biriydi. Elinde Osmanlı halifelerinin kılıçlarıyla birlikte minberlere çıkıp nutuk atan biri!..
Tayyipgiller arkasında.
Kutsal dinimiz iktidarın emrinde ve hizmetinde!
Ali, başkanlığı süresince bütün dünyayı beleşten, devletin ve milletin parasıyla gezdi ama birkaç kilometre ötedeki Anıtkabir'e bir kez olsun uğramadı.
Dedim ya, bunlar devlet içinde devlet olmuşlardı.
O gitti, yerine Safi Arpaguş denilen bir başkası geldi ama yeni gelenin harcı da gidenle aynıydı. Demek ki Diyanet toprağında sadece bunlar yetişip fışkırıyordu.
★★★
Medya piyasasında birkaç gün önce ilginç bir haber yer aldı.
İstanbul'da camide düzenlenen törenin adı

8